8 Mart 2016 Salı

Bebeklerde dolama

Ege, bebekliğinden beri ağrı eşiği yüksek bir bebek. Canı öyle çok tatlı değildir. Ufak tefek şeylere hayatta mızlamaz. Hele de koşarken, oyun oynarken, erkek çocuklarına özgü yerlerde yuvarlanırken falan, bir yerini yaralasa farketmez bile. Tabii ki çok büyük yaralanma olmazsa. Öyle olursa da zaten ciddi bir şekilde ağlıyor ki, gerçekten canının yandığını anlıyoruz. 

Önceki hafta, bir tırnak etinde hafif bir kızarıklık farkettim. Oyun oynarken yaralamış belli ki dedim ve hiç üstünde durmadım. Ege zaten farkında bile değildi. Birkaç gün içinde geçmesi gerekir normalde. Fakat haftasonu pusetiyle giderken bi baktım, bizimki diğer eliyle o kızarık tırnak etini yolarak "keyif yapıyor". Hani sivilcelerimizi koparırdık falan ya gençlikte, o misal. Bir daha yine dikkat etmedim ama Ege de şikayet etmedi.

Enfeksiyonlu tırnak eti
Ertesi gün pazartesi. Bakıcımız bir panikle beni aradı. Ege'nin kızarmış parmağı vardı ya, işte o şişti ve çok kötü görünüyor diye. Yandaki fotoğrafı çekmiş göndermiş. Biz buna dolama deriz ama ayak tırnağı batınca olur çok da zor geçer, acil doktora gitmek gerek dedi. Hem fotoğrafı görünce hem de bakıcının verdiği panikle önce ablama sordum (malum, kendisi aile doktorumuz olur, enişteyle birlikte). Ablam da "antibiyotik gerekir, hemen bugün gidin doktora vakit kaybetmeyin" deyince, aldı mı beni bir telaş. İnternetten okumak gibi bir hata yaptım. Hata diyorum, çünkü internet böyle zamanlarda daha da panikletiyor insanı. Felaket tellalı gibi mazallah!


Neyse doktoru aradım hemen, sekreteri dolu olduğunu söyledi. Israr edince, şikayeti öğreneyim doktor beye iletirim dedi, söyledim. Biraz sonra aradı, doktor bey gelsinler demiş. (Bu sefer iyice panik oldum, dolu olduğu halde doktor bizi araya sıkıştırıyorsa, bu gerçekten büyük bir problem miydi?) 

Sonuç, evet tırnak eti bir sebeple enfeksiyon kapmış. Bu tip enfeksiyonlar öyle kolay kolay da geçmezmiş, dikkat etmemiz gerekirmiş. Ablamın dediği gibi, ağızdan antibiyotik verdi. Maalesef demeli miyim dememeli miyim bilmiyorum. Ege'nin ilk antibiyotiği. Bu kadar küçük yaşta antibiyotik almasını hiç istemezdim ama tabii ki iyi ki tıp var ve iyi ki antibiyotikler icat edilmiş, yoksa enfeksiyonlara karşı nasıl savaşırdık! Ayrıca sürülmesi gereken bir sürü ilaçla birlikte bizi hemşire hanıma yönlendirdi. Hemşire Hanım, benim internetten gündüz okuduğum ve dehşete kapıldığım işlemi yapacağını, panik olmamamızı söyledi. Nasıl olmayacaksak, çocuğun parmağını keserek kan akıtacaktı! 

Enfeksiyonlu deri biraz kesilerek kan ile birlikte enfeksiyonun akması sağlanacak, böylece antibiyotiğin görevi hafifletilecekti. Olur tabii dert değil, ben bu kadarına panik olmadım. Benim korkum, o deri kesilirken ve kan akıtılması için sıkılırken Ege'nin çırpınmaları ve bu çırpınışlarla acaba daha büyük yaralanmalara (Allah korusun!) sebep olur mu diyeydi. Allahım ne güzel çocuğum var yarabbim! Ne çırpınması? Elbette korktu, hatta çok korktu ama hiç de öyle benim zannettiğim gibi ağlamalar, hastaneyi yıkmalar, çırpınmalar, hemşirenin elinden kaçmaya çalışmalar falan olmadı. Babası elini sıkıca tuttu, hemşire işini yaparken bizimki sadece "bittiiiii, tığnak bittii, pağmak bittiii" diye bağırdı. O kadar. Ağlamadı bile. Sadece korkarak bağırdı ve o kadarcık da olur! Hemşire bile hayran kaldı. "Biz bu işlemde zapt edemeyiz çocukları, maşallah nasıl da durdu" dedi (Siz de maşallah deyin, hadi, maşallah). 

Parmağını sardı, bana da ertesi günlerde nasıl pansuman yapmam gerektiğini anlatıp gönderdi. Üç gün boyunca her gece yatarken, alkol ve dezenfektan bir sıvı ilaçla temizleyip antibiyotikli bir krem sürdük ve resimdeki gibi sardık. Şurup antibiyotiği ise bir hafta (şişe bitene kadar) içirmeye devam ettik. Antibiyotik tedavisinin birinci püf noktası şu: Başladıysanız, tedaviyi tam olarak bitirmeden yarıda kesmiyorsunuz. Bu hem çocuklarınız, hem sizin için geçerli. 'Ay daha iyi hissediyorum, aman canım geçtiydi zaten' falan yok. O ilaç tamamen bitecek. İkinci püf nokta ise, ilacın dozu ve saatlerine azami özen gösterilecek, hiç bir doz atlanmayacak. O yüzden çocuklara ilk dozu verirken saate dikkat edin. Mesela Ege'nin günde 2 kere içmesi gerekiyordu (12 saatte bir, demek oluyor bu), kahvaltısından sonra içer diye düşünüp ilk dozu akşam 9 gibi verdim. Böylece, geceleri tam uyumadan önce ben veriyordum, kahvaltısından sonra da bakıcısı. 5 dakika bile şaşmadı.

Pimpirikli bir anne değilim. Kesinlikle öyle olduğumu düşünmüyorum. Dikkatli bir anneyim evet, yediklerine içtiklerine, kullandıklarına özen göstermeye çalışıyorum elimden geldiğince. Ama öyle ufacık şikayetlerde de hemen doktorlara taşınmıyorum doğrusu. Yine öyle düşündüm bu olayda da, kırmızılığı farkettim ama önemsemedim. Aman canım çocuk değil mi geçer dedim. Hiç bu kadar sonuçlara varabileceğini tahmin etmedim. Bazen hiç dikkate alınmayan ufacık şeyler büyüyüp daha büyük sorunlara sebep olabiliyor. Bizde çok şükür büyük bir sorun çıkmadı, üç günlük pansuman ve bir haftalık antibiyotik tedavisi ile atlattık. Ama korkum da yanıma kar kaldı...


6 yorum:

  1. ah güzel oğlum benim cesur oğlum çok geçmiş olsun..ay içim titredi pelin ya arin'in başına gelmiş gibi bir gözlerim doldu ofisin ortasında..cesur izmirlim benim nası da şaşırtmış hemşireyi aferin ege'me maşallah kuzuma! :)

    YanıtlaSil
  2. Gecti mi tamamen Pelinnn, e nerde yeni yazilar?

    Cide

    YanıtlaSil
  3. Hangi Dr götürdünüz acaba benim bebegiminde ayağı böyle malesef

    YanıtlaSil
  4. Bu yorum yazar tarafından silindi.

    YanıtlaSil