7 Ağustos 2017 Pazartesi

Ege Büyüyor

Maalesef yine uzun bir aradan sonra, şükür kavuşturana! Şirkette blogger'ın blokesi kaldırılmış a dostlar, müjdemi isterim! :)

Yine en son şubat ayında yazmışım, Ege 3,5 yaşındayken, şimdi 4 oldu. Ona göre "çook büyük bi abi" oldu :) Şu sıralarda ise, yaşını çok iyi bildiği halde ısrarla, ben 5 yaşındayım dimi anne? deyip duruyor. Çocuklar hep büyümek ister, büyükler de "yaşını göstermemek" :)))

7 Şubat 2017 Salı

Yine, Yeni, Yeniden...

Uzun, çook uzun bir aradan sonra tekrar merhaba!

Epeydir yazamıyorum ve pek tabii ki hayatımızda çok şey oldu. Bunların hiç birisi yazmamam için bir sebep değildi. Aslına bakarsanız en büyük ve gerçek sebep, işyerimde blogger'ın blokelenmesi sebebiyle giriş yapamamam. Çünkü evden zaten önceden de çok çok az girebiliyordum, şimdilerde hiç açamıyorum bilgisayarı. Eh insan yazmaya yazmaya da, içindeki o vicdanı dürten his, "yazmalıyım" ya da "aa şunu da yazayım bak kesin, unutmadan" hissi kayboluyor maalesef. 

15 Temmuz 2016 Cuma

Bebeğime Mektup - 5

Canım oğlum!

Bugün üçüncü yaşını bitirdin. Ne çabuk geçti yıllar seninle! Ne dolu dolu geçti! Her gün, iyi ki doğurmuşum, iyi ki hayatıma girmiş dediğim canım oğlum, güzel oğlum, akıllı oğlum benim. Sen annesinin kıymetlisi, annesinin bitanesi, en sevdiği, annesinin balı, tatlısı, aşkı, minik kuşu, annesinin kalbi! Annen seni çok çoook seviyor canımın içi! Bunu hep bil, bunu hiç unutma.

8 Mart 2016 Salı

Bebeklerde dolama

Ege, bebekliğinden beri ağrı eşiği yüksek bir bebek. Canı öyle çok tatlı değildir. Ufak tefek şeylere hayatta mızlamaz. Hele de koşarken, oyun oynarken, erkek çocuklarına özgü yerlerde yuvarlanırken falan, bir yerini yaralasa farketmez bile. Tabii ki çok büyük yaralanma olmazsa. Öyle olursa da zaten ciddi bir şekilde ağlıyor ki, gerçekten canının yandığını anlıyoruz. 

Haftalık Menü #6

Geçen haftadan beri işte ayrı evde ayrı koşturmaca vardı. Malum hastalıklar, tatsızlıklar yakamızı bırakmadı. Bu yüzden yapılan yemekleri not almamışım ve inanır mısınız, ne yedik hiç mi hiç hatırlamıyorum. Haftasonu pazar alışverişinden sonra haftalık menü oluşturdum. Böylece her gün, "bugün ne pişirsek?" derdinden kurtulduk. Bu haftanın menüsü şöyle olacak:

22 Şubat 2016 Pazartesi

Böyle olur erkek çocuğunun rüyası (kabusu)

Kabusa mevzu olan çekici
Ege, geçen sene "gece terörü" denen şeyi yaşamıştı. Yani birebir o mudur tanım bilmiyorum ama, ona benzer bir şeydi en azından. Gecenin bir yarısı ağlayarak uyanıyor, daha doğrusu çığlık çığlığa ağlayarak bizi uyandırıyordu. Yanına gittiğimde ya da o bizim yanımıza geldiğinde görüyordum ki (evet koşa koşa yanıma geldiğinde bile!) bazen hala gözleri kapalı oluyordu, yani aslında uyumaya devam ediyordu. Bazen öyle ağlıyordu ki, sakinleştiremeyince onu zorla uyandırmak zorunda kalıyordum. "Ege uyan oğlum, bu bir rüyaydı, geçti. Bak ben burdayım annecim, baban da burda." 

Haftalık menü #5

Bu haftanın menüsü şöyle:

9 Şubat 2016 Salı

Aşk Böceği

Çevre arkadaşlarımın veya takip ettiğim blogger anne arkadaşlarımın, Ege ile akran çocuklarıyla büyük çoğunluğunun epeydir yaşadıkları "sevimli konuşma bombardımanı"na, biz yenilerde maruz kalıyoruz. Aman Allahım bu ne güzel bir dönem böyle! Eşim, ben ve bakıcısı zevkten dört köşeyiz resmen :)

8 Şubat 2016 Pazartesi

Haftalık Menü #3

Bundan sonra haftalık menüleri pazartesileri yazmaya karar verdim. Haftaya güzel bir başlangıç olur hem, hem de hafta başından düzenli bir plan yapabilirsiniz. Yalnız şöyle bir durum var, ben önceden haftalık menü çıkartmıyorum çoğu zaman. Ya da hazırlasam bile evdeki durumlar falan bazen uyamayabiliyoruz. O yüzden ben buraya, geçen günlerde kendi yaptığımız yemekleri yazıyorum. Dolayısıyla benim pazartesileri yazacağım menü, bir önceki hafta bizim evde pişmiş yemeklerden oluşacak. Önümüzdeki günlerde mevsim değişimlerinde, "ay biz nerden bulalım şimdi bunu, mevsimi geçti" falan demeyesiniz :) onlar bizim evde geçen haftanın yemekleri olacak çünkü!

Bu haftanın menüsü şöyle:

4 Şubat 2016 Perşembe

Kendi kendine Ingilizce öğrenen çocuk

İşte “azıcık sus be oğlum” günlerimiz geldi bizim de! Bu günlerin geleceğini hepimiz biliyorduk elbette :) 27 aylık oluncaya kadar 10-15 kelime (daha doğrusu anlaşılır Türkçe kelime olarak 10-15 kelimeden bahsediyorum) ancak konuşabilen, onun dışında “Egece” vızıldayan çocuk, bu geçen zaman zarfında neredeyse hiç susmayan bir çocuğa dönüştü. Seviyorum bu hallerini :)

29 Ocak 2016 Cuma

Haftalık Menü #2

Bu hafta doğrusu çok çeşitli ve değişik, güzel yemek yapamadık. Hem haftasonu misafirlerimiz vardı, verimli bir pazar alışverişi yapamadık, bir ara hızlıca eşim gitti geldi. İlk etapta ne görmüşse onları almış gelmiş. Hem de annemler yaklaşık üç haftadır bizde kalıyorlardı, hafta ortası doktor görüşmeleri, planların bir anda değişmesi ve bir anda yola çıkıp Ankara'ya gitmeleri falan beni biraz dağıttı açıkçası.

Bu hafta menüsü bizde şöyleydi:

25 Ocak 2016 Pazartesi

2 Yaş Sendromunu Atlatmanın Püf Noktaları - Yalannn!

Ehemm... Öhö öhö... Efenim hazırsanız başlıyorum, meşhur iki yaş sendromunu bir çırpıda kolaycacık atlatıvermenin püf noktalarını veriyorum bu yazımda:

24 Ocak 2016 Pazar

Haftalık Menü #1

Ara verdiğim haftalık yemek menüsü yazılarıma, 2016'da devam edeceğim. Yazmaya ara vermemin sebebi, yemek blogger'ları gibi özellikli, değişik, bilinmeyen yemek tarifleri vermiyor olmamdandı. Çünkü neticede o konuda bir iddiam yok. Sıradan, her evde pişen, herkesin bildiği yemekleri yazıyordum sadece. Sanki, özellikli birşey yazmayınca, yazdıklarım gereksizmiş gibi gelmişti. Öyle kendimi övmekle, blogun trafiğini artırmaya çalışmakla falan alakası yoktu. Sadece, ben her gün yapacak yemek bulmakta -her sıradan ev hanımı gibi- zorlanıyordum ve benim gibi olan ve hiç değilse bir fikir edinmek isteyenlerin bakması için yazıyordum.

21 Ocak 2016 Perşembe

İki İleri Bir Geri

Sümükmüş o, siz bilmiyosunuz :)
Ege tam 30 aylık, yani 2,5 yaşında. Artık yavaş yavaş şu 2 yaş sendromu belirtilerinin azalmasını bekliyorum. Ara ara azaldığı da olmuyor değil hani. Tamamen durduk yere, hiç bir sebep yokken ağlayıp bağırıp çığrınmaları azaldı, yerlerde tepinmeleri azaldı, sanırım yavaş yavaş atlatıyoruz bunu da, diyecek oluyorum, hatta hadi bloga da yazayım diyorum, hemen o akşam bir vukuatımız oluyor. Misal bu gece. 

18 Ocak 2016 Pazartesi

Bir Annenin Doğuşu

"Bebeğim, ah bebeğim... asla ayrılamam ondan" Tanıdık geldi mi bu sözler? Yeni annenin, sürekli bebeğiyle ilgilenmesi, doğanın bir gereğidir. İnsanoğlunun soyu devam etsin diye genlerimize kazınmış, ilk insanlıktan beri içimizde var olan bir yeti bu. Bebeğin hayatta kalabilmesi için, yaşamsal ihtiyaçlarının karşılanması ve “yeterli” sevgiyi alması şart. 

12 Ocak 2016 Salı

Yeniyıl Dilekleri

Yeniyıl için bazı dilekler de ben hazırlamıştım. Ama yıla yine vahşet haberleriyle girdik... Yine bir sürü insan katledildi. Ölenler de öldürenler de bir zamanlar bebekti. Nasıl bu hale gelebiliyor insanlar nasıl!.......


11 Ocak 2016 Pazartesi

Bana Sıvıl

Ege, son günlerde iyice papağan gibi oldu. Artık ne dersek tekrar ediyor, hafıza tertemiz tabii, ne öğrense anında kapıyor! Pek çok kelime kattı böylece kelime haznesine. 

4 Ocak 2016 Pazartesi

2015 Muhasebesi

2015 ülkemiz için, dünya için zor geçti evet, zor geçen diğer yıllar gibi. Biz sadece, bize en yakın olanı hatırlıyoruz hep. Aslında insan bulmak isteyince, her yılın zor ve kötü zamanları olur. Ben çok net hatırlıyorum çocukluğumdaki savaş dolu yılları, burnumuzun dibinde İran-Irak birbirlerine bombalar yağdırırlardı, her gece o bombalar altında uyumak zorunda kalan yaşıtım çocukları düşünürdüm yatağımda. Acaba şimdi, benim gibi yatağı olmayan çocuklar ne yapıyorlar diye. Sonra, hapishanelere düşen bir sürü masum insanı dinlerdik büyüklerimizin sohbetlerinde. Salondaki yemek masasının arkasına saklanıp, o gün hangi gazeteci öldürülmüş, “faili meçhul”e kurban gitmiş diye. Yani bütün bunlar –maalesef- hep vardı, ve çok üzgünüm ki hep de olacak. Tüm dünyada, hiç savaşsız geçen sadece 50 (toplam yani, aralıksız 50 değil, savaşsız zamanları toplayarak, yazıyla ELLİ!) yıl varmış. Dünya tarihi böyleyken, ‘savaşlar devam edecek, masum insanlar ölmeye devam edecek’ demek, pesimistlik değil, hayatı tüm gerçekleriyle kabul etmek. Tabii bu gerçek, ucu birebir bize dokunmadığı sürece kabul edilmesi daha kolay bir gerçek oluyor. Elbette Güneydoğu’da çatışırken oğlu şehit olan bir anneye bunu söyle bakalım, sana en okkalısından bir Osmanlı tokadı atmak ister de, atar mı bilinmez. Her neyse…

30 Aralık 2015 Çarşamba

Egekuş'um konuşuyor!

Ege neredeyse 2 aylıktan beri anni diyordu. Biliyorum bunu bilinçli olarak, dilini döndürerek falan söylemiyordu elbette (gerçi buna eşimi ikna edemiyorum bir türlü, ısrarla anne dediğine inanıyor çocuğun :) ) ama yani bağırırken falan çok düzgün bir şekilde anniii sesi çıkıyordu.