15 Temmuz 2016 Cuma

Bebeğime Mektup - 5

Canım oğlum!

Bugün üçüncü yaşını bitirdin. Ne çabuk geçti yıllar seninle! Ne dolu dolu geçti! Her gün, iyi ki doğurmuşum, iyi ki hayatıma girmiş dediğim canım oğlum, güzel oğlum, akıllı oğlum benim. Sen annesinin kıymetlisi, annesinin bitanesi, en sevdiği, annesinin balı, tatlısı, aşkı, minik kuşu, annesinin kalbi! Annen seni çok çoook seviyor canımın içi! Bunu hep bil, bunu hiç unutma.


Üç yıl önce bugün, seni doğurduğumda, seni çook sevdiğimi ve seveceğimi yine biliyordum. Ama nasıl bir insan olacağını bilmiyordum. Sen benim, yüreği sevgi dolu meleğim… Evet 2 yaş krizi, 3 yaş sendromu bilmemnesi derken ve hatta aramızda kalsın, bence biraz da genetik olarak babana çekmiş olmandan ötürü biraz asabi kişilik özelliklerini sergiliyor olsan da, özünde ne kadar iyi, sevgi dolu, merhametli olduğunun işaretlerini de veriyorsun. Her hayvanı, -istisnasız her- börtü böceği bile seven, eline alan, okşayan, hayvan ayrımı yapmadığın gibi insan ayrımı da yapmadan, tanıdık tanımadık, yoldan geçen, parka giren, büyük küçük, yaşlı genç bebek demeden her insanı seven, ona laf atan, gülen, özellikle de bebek/çocukların sırtlarını, kollarını ya da saçlarını “çok cici” diye okşayan, ağlayan birini gördü mü, “yazıık ağlıyo” diye üzülen iyi kalpli bir çocuksun. Hatta bir bebeğin ağladığını görünce veya duyunca, “ağlıyo yazık, biz de ağlayalım” diyecek kadar da başkalarının üzüntüsünü paylaşmaya çalışıyorsun.

Uykudan kendin uyanırsan, dünya tatlısı bişey oluyorsun. Ne bileyim, dünyanın en munis en tatlı en en sevdiğin bişeyini düşün, işte ondan daha da tatlı oluyorsun. Mis gibi kokuyorsun mesela. Mutluluk ve sevgi kokuyorsun. Seni sevmek ne hoş oluyor öyle zamanlarda.  Yanyana uzanıyoruz bazen, elimi tutup başına götürüyorsun, sev beni manasında, saçlarını okşatıyorsun. Seni seviyorum. İşte huzur böyle bişey bence.

Tut ki akşam uykunun gelmesini engelleyecek kadar çok uyuyacağın tuttu veya bir yere gideceğiz seni bekliyoruz uyanamadın bir türlü, seni biz uyandırmaya kalktık. Aman aman! Ne cüret! Kızgın gözler, çatık kaşlar, öyle bir bakıyorsun ki, “siz ne cüretle benim uykumu bölersiniz faniler!” der gibi. Öyle zamanlarda uzun süre kendine gelemiyorsun. Uykudan ayılamıyor olduğun süre boyunca da her dediğimize bağırıyor, eline ne geçerse yere fırlatıyor, ağlıyor, tepiniyor, velhasıl canımıza okuyorsun. Ama sen de haklısın şimdi yani, bişey diyemem. İnsan uykudan uyandırılınca öyle olmaz mı? Ben de oluyorum :)

Büyüdükçe azalacağını ümit ettiğim bir huyun daha var güzel oğlum. Nereden aldın o huyu bilemiyorum, zira ne baban ne ben öyle değiliz. Sen pek bi titizsin yahu! Ağzının kenarına birşey bulaşamaz, elin kirlenemez, kıyafetine su damlayamaz, üzerine toz bulaşamaz, hemen anında yaygarayı koparırsın. “Siiiiil” diye bağırırsın ki, seni hiç kızdırmadan hemen temizleyelim. Ya da hemen “değiştireliiiim” diye tutturursun. Boşuna mı taşıyorum ben yanımda sürekli yedek kıyafet? Ah be çocuğum, temiz olmak güzel tamam da, bu kadarı biraz fazla. Sen çocuksun, çocuklar kirlenebilir :) (İçimden bir his, ileride şu kurduğum cümlelerin bana yol-su-elektrik olarak döneceğini söylüyor ama hadi neyse)

Maceracı bir ruhun var. Her şeyi denemeyi seviyorsun. Bizim önerilerimize hiçbir zaman, asla kulak asmıyorsun. Kimi çocuk korkar çekinir, sen korkmazsın. Buraya basarsan düşersin derim, sen yine de basarsın ve düşersin. Sinirlenirsin bir de, hani sanki ben hiç söylememişim gibi, “nasıl olur da düşerim” gibisinden parlarsın. Bir de gidip sen kafa atarsın o duvara-zemine, her neresiyse düştüğün yer. İntikam mı alıyorsun n’oluyor bilmiyorum. Duvara, “sen benim kafamı acıttın ben de kafamla seni acıtacağım” mı demek istiyorsun? Sanırım ona benzer bişeyler :)

İlla herşeyin içini dışını göreceksin. Her şeyi kendin kurcalayacak, kırıp döküp içinde ne var inceleyeceksin. Ama sonra kırılan şeyi benim tamir etmem gerekiyor, edemediğim birşeyse yine kızıyorsun. Kırılan bir oyuncağın oldu mu ona da kızıyorsun, o oyuncak ne haddine ki Ege atınca kırıldı! Bak sen! Kâşif ruhlu oğlum benim!

Çok da mütevazisin ama, bayılıyorum bu huyuna. Oyuncakçıya gideriz, en basit en görkemsiz, en ucuz oyuncağı beğenirsin. En basit yemeklere, en küçücük hediyelere tav olursun. Ufacık şeylerden mutlu olursun. Hemen gülersin, beni de güldürürsün.

Bir de ben mutsuzsam, üzgün veya kızgınsam, hemen yanıma gelip beni teselli edersin. Başımı okşarsın, annecimmm dersin! Kuzum benim, o zamanlar bende ne sinir kalıyor ne üzüntü! Sen varsın ya canımın içi! Ben daha ne isterim?

O kadar tatlı konuşuyorsun ki! Şu sıralar belki de en en sevimli olduğun konu bu. Türkçe’ni geliştirmeye çalışıyorsun. Yeni öğrendiğin kelimeleri hemen cümle içinde kullanmaya başlıyorsun. Deniyorsun. Çoğu zaman da çok doğru kullanıyorsun. Hatta bazen öğrendiğini hiç farketmediğim kelimeleri öyle bir yer ve zamanda kullanıyorsun ki, şaşırtıyorsun beni. Sanki Türkçe’yi tamamen halletmişsin bitmiş gibi bir de İngilizce’ye meyletmen yok mu! “Hadi anne, ingiscesini söyliyelimmm” Bazen İngilizce kitap ama çoğu zaman İngilizce şarkı söyleyerek senin isteklerini/ihtiyacını karşılamaya çalışıyoruz. Sayılara da hep ilgiliydin zaten. Saymak seni çok mutlu ediyor, önüne gelen herşeyi sayıyorsun. İngilizce sayı saymayı yirmiye kadar epeydir müdahalesiz yapabiliyorsun, thirty-forty-fifty hatırlatmalarımızla da en son sanırım 70-80’lere kadar kendin saymıştın. Sonra sıkıldın da bıraktın. Onun dışında Almanca, İtalyanca, İspanyolca ve Fransızca sayabiliyorsun. Fransızca ben sayamıyorum ayol! Alfabeyi, Türkçe ve İngilizce olarak yutmuş durumdasın. Hepsini sayınca da ne mutlu oluyorsun! Çok meraklısın. Öğrenmeye çok açsın. Bu dürtülerini köreltmeyecek şekilde yetiştirmek istiyorum seni, umarım başarabiliriz canım oğlum. Sen hep böyle kal ve hayattan böyle zevk al.

Fotoğraf çektirmeyi, videonun çekilmesini hiç mi hiç sevmiyorsun. Kamerasız sergilediğin becerilerini, kamerayı görür görmez unutuyorsun. Daha doğrusu şımarıp böö falan yapıyorsun ya da arkanı dönüp kaçıyorsun. Zaten hiç poz vermiyorsun. Büyüyüp de, “anne yaa neden benim bebekliğime dair doğru düzgün video-fotoğraf yok” dersen, sana burayı okutacağım.

Daha seninle ilgili anlatabileceğim o kadar çok şey var ki! Üç yıl önce seni doğurduğumda, seni çok sevdiğimi ve seveceğimi adım gibi biliyordum. Ama hayatıma bu kadar zenginlik katacağın hakkında hiçbir fikrim yoktu. İyi ki doğmuşsun canım oğlum! Seni ömrüm boyunca boşuna beklememişim ben!

2 yorum:

  1. Pelin'ciğim, uzun zamandır yazmadın, sadece nasılsın umarım herşey yolundadır diye sormak istedim.. Sevgiler..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ceren'ciiim çok teşekkür ederim 😊 Iyiyim çok sağolasın. Yalnızca biraz (biraz mı?!?) uzak kaldım blogdan. Ama inşallah yine başladım sayılabilir 😊 sen ve bebisler de iyisinizdir umarım. Sevgilerimle

      Sil