7 Şubat 2017 Salı

Yine, Yeni, Yeniden...

Uzun, çook uzun bir aradan sonra tekrar merhaba!

Epeydir yazamıyorum ve pek tabii ki hayatımızda çok şey oldu. Bunların hiç birisi yazmamam için bir sebep değildi. Aslına bakarsanız en büyük ve gerçek sebep, işyerimde blogger'ın blokelenmesi sebebiyle giriş yapamamam. Çünkü evden zaten önceden de çok çok az girebiliyordum, şimdilerde hiç açamıyorum bilgisayarı. Eh insan yazmaya yazmaya da, içindeki o vicdanı dürten his, "yazmalıyım" ya da "aa şunu da yazayım bak kesin, unutmadan" hissi kayboluyor maalesef. 


Eskiden Ege 9 gibi uyurdu, ben de evle veya kendimle ilgili diğer işlerimi halleder, bazen kitap okumaya zaman ayırır, bazen örgü falan örer, ne bileyim çeşitli hobilerimle uğraşmaya vakit bulurdum. Ege büyüdükçe uykularının arası açılmaya ve sonunda geceleri 22.30 civarında uyumaya başladı (hatta son günlerde 23.00'e uzadığı da çok oldu malesef). O yaşta (unuttuysanız diye yazıyorum, Ege şu an 3,5 yaşında) bir çocuğun bu kadar geç saatlerde yatmasını elbette hiç tasvip etmiyorum. O yaşta çocukların uykudan alacakları büyüme hormonu, saat 9'dan itibaren salınmaya başlar ve en çok 22.00-03.00 arası salgılanırmış. Dolayısıyla o saatlerde derin uykuya geçmiş olması gerekiyor. Biz epey bir süredir, bu zamanın en az 1-1,5 saatlik kısmını kaçırıyoruz :(

Bunun da sebepleri var aslında, öylesine geç yatırıyor değilim çocuğu. Birincisi büyüdükçe iki uyku arası daha çok zamana ihtiyaç duyuyor tekrar uyuyabilmek için. İki uyku arası süresi 6-6,5 saate çıktı. İkinci olarak, -şimdi hepinizin belki de"e öğlen uyutmaaaa" diyeceği üzere- hala öğle uykusuna yatırıyorum. Dolayısıyla her öğlen 1 ila 2 saat arası (gününe göre değişiyor) gün ortası enerjisi depoluyor vücudu. Bunu şimdilik bırakmak istemiyorum. Çünkü (işte şimdi de üçüncü sebebe geldik), ben zaten işten eve 7'ye doğru geliyorum, hatta bazı günler trafik vs 7'yi geçtiği oluyor. Ege büyüdüğü için eskisi gibi değil, paylaşımlarımız, oyunlarımız arttı. Dolayısıyla benimle daha çok vakit geçirmek istiyor, tüm gün beni çok özlüyor. Ben de onu çok özlüyorum. Zaten gelir gelmez oyuna başlıyoruz. Üstümü değiştirmem bile bir olay, yemek yiyebiliyor muyum, onu hiç sormayın! Parça parça ve soğuk bir halde ilk tabağı bitirebilirsem şanslı sayıyorum kendimi, ikinci yemeği belki yiyebiliyorum belki yarısını ya da sadece 1 kaşık alabiliyorum hepsi o. Sonra Pelin niye zayıfladı!?! 

Evin içinde koşturmacalar, koridorda futbol, yatakta zıplamaca, arabalar, çıkartmalar ve tabii ki son haftaların favori oyunu, kalıplar ve oyun hamuru. İşte bu oyunların arasında fırsat bulursam yiyebildiğim birkaç lokma. Uyku için hazırlıklar dedik mi, Ege'de ipler kopuyor. Onu da oynayım anne, bi de son kez şuna bakayım anne, şunu da bi yapayım da sonra, bir kere de bunu, bi de şuuuu falan şeklinde sonsuz kere sonsuz kadar uzayabilen, o tuvalete girmemek, o ucuna kadar gelmiş çişi yapmamak, elleri yıkamamak ve dişleri fırçalamamak için yaptığı şeyler... Her gece aynı ritüeller. En sonunda iş, "bak burada zaman harcadığın için kitap okumaya zamanımız kalmıyor Ege, çünkü uyku saatin çoktan geçti" ile ağlamalı, yırtınmalı, tepinmeli süreç başlıyor ki, hepsi en az yarım saat sürüyor. Sonunda, aslında çoktaaan uyumuş olması gereken saate geldiğimizde, biz ancak yatağa girebilmiş oluyoruz. Çocukta bir iç saat mi vardır nedir, ne kadar erken başlarsam bu "haydi uykuya" ritüeline, o kadar uzun sürüyor yatağa girmek. Geç başlasam, eh yine kendince bir süresi oluyor. Yani ne yapsam ne etsem, takla da atsam, amuda da kalksam saat 22.00'den önce o yatağa giremiyoruz. Ondan sonra da saate göre 2-3 kitap oku, ışıkların kapanması 22.30, Ege'nin uyuması, şanslıysak 22.35, değil ise 23.00. Eh, çoğu gece ben de Ege'yle birlikte uyuyakalıyorum. Hatta Ege'den önce uyuyorum desem daha doğru olur sanırım. Bu gece kendimi resmen sıktım, karanlıkta ağırlaşan göz kapaklarımla savaştım ve hatta saati kurduğumu falan gören (kısa rüya falan mı demeliyim, sanrı mı demeliyim, böyle garip sahneler görüyorum gözlerim kapalı şekilde) beynime meydan okudum ve ne yaptım ettim Ege uyuduktan sonra ben de yataktan kalkabildim! :) Büyük başarı, aferin.

İşte böyle. Uzun yazdım bu yeniden-giriş yazısını. Ama olsun. Elim alışsın. Daha çook yazı var yazılacak :)

Sevgiler herkese,

4 yorum:

  1. Çooook uzun ara vermiştin, devam et yazmaya. Sonra kendisi bu zamanlarını okuyup okuyup gülecek kendi yaptığı yaramazlıklara :))

    YanıtlaSil
  2. pelincim biz arin de öğle uykusunu kaldırdık..çok zorlanırsa okulda yarım saat uyutuyorlar. 21.30a sabitlemeye çalışıyoruz yatağa girişi. sabah uyanamıyor aksi takdirde..ama son 3-4 gündür aynı kavga dövüşler bizde de var "şu bitsin geleyyyoom aynnee!" ama o şey hiiiiç bitmiyo..... :)

    YanıtlaSil
  3. Ben de artık yazmayacaksın galiba diye düşünmüştüm.
    Her ev her çocuk her anne özel..bu da sizin rutininiz şartlarınız..
    Biz bir akşam baba bir akşam anne uyutma/masal olayı yaptık böylece ben de mola vermiş oluyorum. gündüz uyumadığı için çünkü 5 oldu artık anaokulunda uyutmuyorlar. akşam 20,30 da yatağa gidiyoruz. tabi şanslıyım eve çok yakın işim. ve ondan once eve geliyorum 18,15 de beraberiz..zaman yetiyor..yettiriyoruz :)
    bu yaşlar geri gelmiycek..oynamaya sevmeye bıdı bıdı konuşmaya doyamıyorum..yorulsam da bi şekilde enerji depoluyorum işte ...
    sağlık olsun da gerisi boş..
    Egeye öpücükleeerrrr :)

    YanıtlaSil
  4. :) Çok özlemiştik, hoşgeldiniz. Ben de geri döndüm! Uyku konusunda bin tane şey söylenebilir ama çalışan anne olmak çocuğunu özlemek, hepsini siler atar.. O nedenle, o çok etkilenmiyorsa, amaaaan boşver be Pelin. Kitaplarda yazan her şey doğru olsaydı ohoooo ;) Oyun uyku kadar önemli de geç bence (ama sen kendine dikkat et, az yiyorsan da öz ye lütfen, bak ben eylülden beri hastalıktan kafamı kaldıramıyorum bağışıklık sistemim çöktü, benim gibi olma, sonra gözün çocuk bile göremiyor malesef..) Çok sevgiler ve zaman bulup ara sıra yazman dileğiyle!

    YanıtlaSil