11 Mart 2015 Çarşamba

Dünyanın en güzel sesi

Dünyada duyduğum en güzel ses nedir bilir misiniz? Oğlumun nefes alış verişinin sesi… Neden bilmiyorum, (aslında biliyorum da burada anmak istemiyorum, saygımdan) bebeğimin nefes sesini duyamazsam içim rahat etmiyor, her gece yada gündüz uyurken zırt pırt odasına dalıyorum, eğilip nefesini dinliyorum. Bunu defalarca yapıyorum. Sabah uyanınca ilk kontrol ettiğim şey yine bu ses. Sanki ben bakınca ne olacak ki? Allah korusun ama olacağı varsa yine olur. Kontrol edince bir şey mi değişecek? Ama işte, anne yüreği demek ki, o sesi duymayınca içim rahat etmiyor, yüreğim sıkışıyor hatta.




Gerçi biraz yüksek gelince bu ses veya hırıltılı olunca, bu sefer de ona meraklanıyorum, neden böyle, hasta mı oluyor acaba, rahat nefes alamıyor mu, burnu mu tıkalı vs. Yine git-gel habire kontrol. Annelik sürekli endişe hali demişlerdi dimi? Evet, demişlerdi… :)



Gün içinde de sürekli gözümün önüne felaket sahneleri geliyor. Blogcuanne’de gebelik günlüklerimi yazarken bir şekilde arkadaş olduğumuz adaşım bir anne var, onunla konuşuyorduk da…Oğlunun düşmesine karşı aşırı bir hassaslığı var. E bende de var o! Hem de Ege doğduğundan beri. Ha bu benim hayatımı etkiliyor mu, hayır. Yine kucağıma alıyorum, balkona çıkıyorum. Başkalarının kucaklarına alıp balkona çıkmalarına bile ses etmiyorum. Ama içim nasıl içimi yiyor, kalp krizi geçiriyorum bir de bana sorun! Ama babası da yapıyor aynısını. Çocuk benim kucağımda veya yerde ama elimi tutarken hemen arkamızdan bağırıyor “kenara yaklaşmayın!”. Ebeveyn şeysiyse bu demek…



Ege’nin masanın üstünden (artık ufacık yardımlarla yemek masasının üzerine çıkabiliyor da!) düştüğünü, koşarken bir yerine bir şeyler saplandığını (aslında daha ayrıntısıyla görüyorum da, burada yazmayım artık), kaldırımda giderken veya yayaya yeşil ışıkta karşıya geçerken Ege’nin pusetine araba çarptığını ve daha bin türlü felaket sahnesini gözümle o saniye görebiliyorum. Manyak mıyım neyim?!



Aslında öyle çok da pimpirikli bir anne değilim. Yemeği, uykusu, rutini konusunda hassas ve disiplinliyim evet, ama yok eli yüzü kirlendi, üstü başı battı, ona değme buna dokunma koşma yapma etme diyen bir anne değilim. Hatta babası benden daha pimpirikli diyebilirim. O yüzden çocuk parka benimle gitmeyi tercih ediyor. Parka gittiğimizde yerlerde de sürünüyor, sürünerek kaydırağın merdivenlerine de tırmanıyor, çimenlerin arasında gördüğü her şeyi (hayvan pisliği ve izmarit hariç tabii ki) eline alıp inceliyor da, kedi köpeklere cici de yapıyor, çamurlu suların içinde şap şap zıplıyor da… Koşuyor, terliyor, düşüyor… Canı ne isterse yapıyor yani. Hiç birine sesimi çıkarmıyorum, hatta düştüğünde biraz mızıldarsa (gerçekten hafifçe düşmüşse tabii ki) “aman Ege oynarken düşülebilir normal, hadi kalk ve koşmaya/oynamaya devam et” diye teşvik ediyorum.



Ama işte, bir yandan da ödüm kopmaya devam ediyor. Bu endişe yumağımın oğlumun gelişimine etkisi olsun istemediğimden dişimi sıkıp susuyorum, ama endişelerime de engel olamıyorum. Buyrun size annelik paketinden çıkmış bir şey daha!

2 yorum:

  1. yazin balkon kapisini acmayi dusunmuyorum mesela..evdeki herseyi sokaktaki hersey ve arin'i pamuklara sarasim var cani yanmasin dusunce diye ama nefes isine henuz bi cozum getiremedim..o kontrol omur boyu surcek sanirim..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Balkon kapısını biz de açmıyoruz. Zaten yazın kapı pencere acilmayacak kadar sıcak oluyor izmir, klimalar sağolsun :)
      Bahsettiğin gibi bir çocuk kitabı var geçenlerde rast geldim ama almamistim. Hatirlarsam yazarım

      Sil