4 Ocak 2016 Pazartesi

2015 Muhasebesi

2015 ülkemiz için, dünya için zor geçti evet, zor geçen diğer yıllar gibi. Biz sadece, bize en yakın olanı hatırlıyoruz hep. Aslında insan bulmak isteyince, her yılın zor ve kötü zamanları olur. Ben çok net hatırlıyorum çocukluğumdaki savaş dolu yılları, burnumuzun dibinde İran-Irak birbirlerine bombalar yağdırırlardı, her gece o bombalar altında uyumak zorunda kalan yaşıtım çocukları düşünürdüm yatağımda. Acaba şimdi, benim gibi yatağı olmayan çocuklar ne yapıyorlar diye. Sonra, hapishanelere düşen bir sürü masum insanı dinlerdik büyüklerimizin sohbetlerinde. Salondaki yemek masasının arkasına saklanıp, o gün hangi gazeteci öldürülmüş, “faili meçhul”e kurban gitmiş diye. Yani bütün bunlar –maalesef- hep vardı, ve çok üzgünüm ki hep de olacak. Tüm dünyada, hiç savaşsız geçen sadece 50 (toplam yani, aralıksız 50 değil, savaşsız zamanları toplayarak, yazıyla ELLİ!) yıl varmış. Dünya tarihi böyleyken, ‘savaşlar devam edecek, masum insanlar ölmeye devam edecek’ demek, pesimistlik değil, hayatı tüm gerçekleriyle kabul etmek. Tabii bu gerçek, ucu birebir bize dokunmadığı sürece kabul edilmesi daha kolay bir gerçek oluyor. Elbette Güneydoğu’da çatışırken oğlu şehit olan bir anneye bunu söyle bakalım, sana en okkalısından bir Osmanlı tokadı atmak ister de, atar mı bilinmez. Her neyse…



Ben benim özelimde sadede geleyim. 2015, özel olarak kötü bir şey yaşamadığım için benim için iyi geçti. Bir kere, oğlum vardı, sağlıklıydı çok şükür. Sonra eşim, ailem, yanımda ve sağlıklıydılar, tabii ben de. Ailemle fiziksel olarak ayrı olsak da, tüm görüşme fırsatlarını değerlendirdik, hele de yazın. O yüzden, ben yazları ayrıca severim. Temmuz’da Ege’nin doğum gününde hep birlikteydik, yaz boyu annemlerle yazlıkta görüştük, yaz sonunda da biz Ege’yle teyzesi ve kuzenini ziyarete gidebildik. Çok şükür.



Güzel insanlarla tanıştım, daha önce tanıştığım güzel insanlarla ilişkilerimi geliştirdim. Daha çok kitap okudum. Daha çok kendime baktım. Kendimi daha değerli hissettim, kendime daha çok önem verdim.



Pelin için durum böyleydi yani. Ege’nin annesi için ise, bazen dayanamayıp, bazen de yapacak başka bir şey bulamayıp çocuğuna bağıran ama çok büyük çoğunlukla sakin ve sabırlı kalabilen bir anneydim. Özellikle yılın ikinci yarısı için, Ege’nin girdiği büyüme atağı, başka bir deyişle, iki yaş sendromu sebebiyle, sınırlarımızı ve sabrımızı hayli zorladığı zamanlar oldu. Ama bu normaldi, bizim çocuğumuz belki başka çocuklardan daha hareketliydi belki konuşmak yerine koşmayı tercih ediyordu, belki eline alıp incelemek yerine sinirlenince fırlatıveriyordu elindekini, nereye geldiğine bile bakmadan, umursamadan… Evet ama olsun, bu, benim çocuğumun problemli, hatalı, yanlış olduğunu göstermez ve bu, benim onu daha az seveceğim anlamına da gelmez. Ben onu tüm benliğimle, tüm kalbimle, sonsuza kadar çok seviyorum. Bu yaşadıklarımızın da bir dönem olduğunu biliyorum. Sadece zaman, herşeyin ilacı olacaktır. Ben de anne olarak mesela, daha sabırlı olmayı öğrendim. Hatta, kendime küçüklüğümden beri yapıştırdığım (ve aslında en çok da başkalarının bana yapıştırdığı) bir etiket olan “sabırsızlığımın” aslında hiç de doğru olmadığını, aslında çok da sabırlı bir insan olduğumu öğrendim.



İnsanlara, hele hele de çocuklara ve kendimize, etiketler yapıştırmanın, kendimizi ve çocuğumuzu o “etiket”lerle tanımlamamızın ne büyük hata olduğunu, anne-babanın bir insanın hayatını ne büyük ölçüde etkileyebildiğini öğrendim. Sarfettiğimiz sözler, başkalarının sarfetmesine izin verdiğimiz sözler, tavırlarımız, yaklaşımlarımız, yaptıklarımız ya da yapmadıklarımız, meğer ne çok önemliymiş çocuklarımızın hayatında. Şimdi olduğum insanın temelinde, anne ve babamın beni yetiştirirken yaptıkları/yapmadıkları olduğunu dehşet içinde farkederek ve böylece Ege’nin üzerindeki devasa sorumluluğumu ağır bir şekilde ve biraz da korkuyla hissederek öğrendim. Fakat bunun yanında, asla mükemmel olamayacağımı sakin bir şekilde kabullenerek, yapabileceğimin en iyisini yapmaya çalıştım ve çalışıyorum. Benim ailem, bildiğinin en iyisini yaptı. Ben de kendi çocuğum için, bildiğimin en iyisini yapıyor olacağım. Ama sonuç her zamanki gibi mükemmel olmayacak. Artık biliyorum çünkü, mükemmel diye bir şey yok. Ege’nin de, benim gibi bir takım arızaları olacak.



Pelin olarak öğrendiklerim ve yaşadıklarımın, anneliğime olan yansımasını, ve aslında her ikisinin birbirine ne büyük etki ettiğini öğrendim, yaşarken. Bu, büyük bir şey.



Her ne kadar zor koşullar da sarsa etrafımı, anneliği çok ama çok sevdiğimi öğrendim bir de. İnsan lohusa kafasıyla, o hormon bombardımanı altındayken, “bir çocuk daha, iki çocuk daha, çok çocuk dahaaa” diye düşünebiliyor. “Daha çok bebem olmalı, daha çok bebe emzirmeliyim, tanrım bu ne şahane duyguuuu!” diye bağırmak istiyorsunuz etrafa :) Bana da olmuştu böyle. Ablam, dur ama sakın acele etme bekle, deli misin, iki bebeyi birden nasıl büyüteceksin, çok zor inan bana” diye beni sakinleştirmişti. Sonra da Ege’yle zor zamanlarımız olunca, ikinciyi soranlara (ki yurdum insanı hep sorar, bilirsiniz) “düşünmüyorum, Ege yetiyor, Allah ona sağlıklı uzun ömür versin, aman zaten ablası da var, kardeşsiz de değil, başka bir bebeye gerek yok” dedim hep. 2015 boyunca böyle dedim. Şu son yılbaşı tatilinde 5 gün boyunca evde dip dibeydik oğlumla. 5 gün boyunca, o hırçın çocuk gitmişti ve yerinde tam da bundan 1 sene önceki o melek çocuk duruyordu. Harika bir 5 gün geçirdik, hatta eşimle de konuştuk. Ne güzeldi değil mi Ege hiç arıza çıkarmadı diye. İşte böyle olunca, insan bi gaza geliyor, yahu acaba ikinciyi mi düşünsem, bunun mutluluğu başka hiçbir şeyde yok, varsın sevmediğim işimde bir 10 yıl 15 yıl fazladan çalışmam gereksin, diyorsun. Ben öyle dedim yani, insan manen yorgun olmayınca, anneliği de seviyorsa (ki her anne bunu sevmek zorunda değildir!) içinden geliyor böyle hisler. Ama dur bakalım, Ege ağzımıza bir parmak bal çalıp bizi hırçınlıklarıyla yeniden mi karşılaştıracak yoksa artık eski melek haline yavaş yavaş dönecek mi bunu henüz bilmiyoruz. Sağlığımız yerinde olsun da. Gerisi laf-ı güzaf.



Velhasıl, hoş gittin 2015, hoşluklar getirdin hayatımıza. Sen de hoş geldin 2016. Umarım daha da güzellikler gelir hayatımıza.



Herkese sevgilerle,

8 yorum:

  1. 2016 sağlıkla neşeyle geçsin...

    YanıtlaSil
  2. valla adaş gayet güzel doğuruyorsun yap sen bi tane daha beee :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yaa zaten içgüdüsel pelin çok istiyor da...bunun bakıcısı, ev işleri yardımcısı, bol parası, bahçeli bir evi de olsa yanında, hah o zaman tadından yenmezdi beaa!

      Sil
  3. Yanıtlar
    1. Teşekkür ederim sana ve ailene de mutlu yıllar olsun :)

      Sil
  4. "Pelin olarak öğrendiklerim ve yaşadıklarımın, anneliğime olan yansımasını, ve aslında her ikisinin birbirine ne büyük etki ettiğini öğrendim, yaşarken. Bu, büyük bir şey." ne güzel demişsin :)
    2. bebek konusunda da ne desem bilemedim. Allah Gönlünde olanı hayırlı yapsın diyeyim :) Öperim seni ve Ege kuşumu

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ohoo sadece bana kalsa 2 değil 3.yü hatta 4.yü bile dogururum :)
      Ne güzel dua olmuş gonlumuzdekileri hayırlı yapsın, amin! Sağol :)

      Sil