3 Kasım 2015 Salı

Teyze tatili

Ablamla neredeyse 1.000 kilometrelik bir mesafede yaşıyoruz maalesef. Hayat, ne yapalım, ekmeğimizi, eşlerimizi farklı farklı şehirlerde bulmamızı sağlamış. O yüzden uzun tatiller, eğer her ikimiz de tatilsek ve uygunsak, bizim için buluşma vesilesi haline geliyor. Bu 29 Ekimde olduğu gibi.

28 Ekim de bizim şirkette tatil olduğu için ben de haftasonuyla birleştirdim ve ablamların yanına gitmeye karar verdim. Neyse ki direk uçuş var! Yoksa Ege'yle otobüs yolculuğu yapmak imkansız olurdu. Zaten bu halde bile, (Sunexpress'in berbat yer hizmetleri sayesinde) yolculuk gerçekten bir eziyete dönüştü.

Ege'yi emzirirken de birkaç kere uçak yolculuğu yapmıştık ve herşey çok güzel gitmişti. Ama Ege büyüdükçe, uçaktan korkmaya başladı. Önceleri kalabalıktan ve insanların üstüne üstüne gelmesinden korkuyordu, bu sefer ise, direk, uçağın yerden kalkıp havalanmasından korktu. Gidiş yolunda cam kenarında oturuyorduk ve dışarıyı izlemek hoşuna gitti. Uçağın kanadını, motorunu sorup durdu. Ama uçak havalanmaya başlayınca, sürekli yere doğru baktı ve uçak yükseldikçe ağlama tonu arttı. Neyse ki sarılarak ve sürekli kulağına sakin bir ses tonuyla fısıldayarak konuşunca sakinledi. Hele de artık emniyet kemeri uyarı ışığı sönünce, kucağıma aldım ve iyice normale döndü. Parantez:2 yaşına kadar, bebekleri anne kucağında seyahat ettiriyorlar ve sadece 40 TL civarı bir bebek parası alıyorlar. Fakat 2 yaşından sonra, artık onları birer çocuk olarak kabul ediyorlar ve bir koltuk vererek normal yolcu parası alıyorlar. Bu sebeple de anne kemerine bağlanan bebek kemerini kati suretle vermiyorlar. Yasakmış efendim kuralları varmış. Çığlık çığlığa korkudan ağlayan bebeği, hostes zoruyla (ve biraz da kendi korkumdan dolayı -ne olur ne olmaz, emniyet kemeri takılı olmalı-) koltuğunda oturtup, kucağıma alamadım. Ancak tamamen havalandıktan ve ikaz ışıkları söndükten sonra kucağıma alabildim. Kapa parantez. 

Neyse teyze ve kuzenle kavuşunca hayat normale döndü bizim için. Cüzdanımda yeğenimin vesikalık fotoğrafı vardır ve Ege arada sırada cüzdanımı alıp açar ve fotoğrafı göstererek sorardı. Ben de "O Ateş Abi" derdim, Ege tepki vermezdi. Yolculuk gününün sabahında, ben valiz hazırlarken, yine cüzdanımı alıp açtı ve kendi kendine fotoğrafı gösterip "Atiş aaaabiiiii" dedi! Tam gideceğimiz gün, bu şekilde konuşmaya başlaması harika bir sürpriz oldu benim için! Gidince de tabii sürekli olarak yeğenimi parmağıyla gösterip "Atişş aaaabiiii" diyip durdu :) Ateş, bu işe bayıldı tabii. Ama ablamın son güne kadar olan tüm "teyze" dedirtme uğraşları boşa gitti. Ona ısrarla ya abla (abbaaa) dedi, ya da Banu (babuu/nanuu) :))))

Ateş'in yüzlerce araba oyuncağının ve onlarca topunun içine daldı ve günlerce çıkamadı resmen. Ev, Ege gibi bir oğlan çocuğu için cennet niteliğindeydi. Ömrü boyunca oynamadığı kadar çok kendi kendine oynadı. Ben de serbest bıraktım. İnanamadım gözlerime. Bazen de Ateş abisiyle oynadılar. Zaten Ateş çok güzel oynatıyor Ege'yi her zaman. 

Bu oyunlar sırasında pek çok yeni kelime ekledi haznesine Ege; en önemlileri pikap ve jip :) Aaa çocuğumun hayatında en önemli şeyler bu pikaplar, jipler, kamyonetler, niye gülüyorsunuz ki? :)

Dili şehir dışında çözülen çocuğumun, tatlı sevimli komik konuşmaları başladı. Bundan sonra aklıma geldikçe yazacağım neye ne dediğini.

Genelde evden dışarı pek de çıkmadığımız, buna gerek duymadığımız bir tatil oldu bizim için. Ben bekarken gittiğimde, beni zaten pek çok yere götürür gezdirirlerdi bizimkiler. Enişte yemeğe biraz (!) düşkün, beni güzel restoranlara, özellikli yemekler yemeye falan götürürlerdi. Bu sefer, zaten görebileceğim her yeri biliyor olduğum için Ege'nin rahatını ön planda tutmak daha çok işimize geldi açıkçası. Hem de Ege öğle uykularına yattığında, biz de ablamla sohbet etme imkanı bulabildik. İki kere evin karşısındaki parklara gittik, Ege bayıldı tabii, her zaman ki gibi dışarı çıkmayı, koşmayı çok seviyor. Bir kere güzel bir restorana gittik, ki orada tabletiyle oynayarak durabildi, yoksa yemek yemem imkansızdı. Dönmeden önceki son gün de, açık hava alışveriş merkezine gittik. Bi havamız değişsin, bi cafede oturup kahve içelim diye. Ama Ege (burada yazar kendisini "radar" diye anacaktır) her zamanki radar gözleriyle uzaktan oyuncak dükkanını gördü ve içeri girmek için kıyameti kopardı desem yeridir. İçeri soktum tamam, istediği bir oyuncağı almaya karar verdim. Ama ne mümkün, her oyuncağı tek tek eline alıyor, ama hiçbirini beğenmeyip evdeki oyuncaklara yaptığı gibi fırlatıveriyor. Kırarsa ödemem gerekir, o yüzden pahalı olanlarını eline vermiyorum. Off o zaman daha büyük kıyamet kopuyor. Neyse sonunda mağazadan hiçbir şey almadan çıktık. Uzaklaşınca, ablam biraz koşsun da enerjisini atsın diye pusetinden indirelim dedi, tamam dedim. İndirir indirmez ne yaptı dersiniz? Gerisin geri yolu koşarak gözden hayli uzaklaşmış olan mağazayı buldu ve içine daldı! Hayır yani, eziyete başladığımıza mı üzüleyim, çocuğum daha bu yaşında yolunu bulabiliyor, takip etmiş doğru bir şekilde ve şaşmadan istediği yere gidebilmiş diye sevineyim mi bilemedim. Uzuuun bir mağaza turundan ve her oyuncakla tekrar tekrar oynadıktan sonra, yine hiçbir şeyi beğenmeyip fırlatmasıyla ama tecrübeli anne olan ablamın, "biz şu iki arabayı yine de alalım" deyip almasıyla, çılgınca ağlayan Ege'yi bir şekilde mağazadan çıkarmayı başardık. Zaten o iki arabayı da iyi ki almışız, tamam o gün sinirinden hiç ilgilenmedi ama döndüğümüzden beri onlarla oynuyor :)

İşte bir teyze, enişte ve kuzen ziyaretimiz de böylece bitti. Darısı diğerlerinin başına! 

4 yorum:

  1. ayyy sana bir anımı anlatayım adaş. :) senee kaç bilmiyom ya, ben havaalanında çalışıyordum bir zamanlar vize - pasaport bölümünde. işte yolcular uçağa binmeden önce evrak kontrolleri yapıyorduk. neyse bi gün bi sıpa geldi nası da tatlı ballı bişi..ağlamaklı ama..uçaktan korkuyomuş :) ayy dedim korkacak bişi yok ki "sen kuşları sever misin?" dedim, evet dedi. e tamam işte kuşların yanına gitcen, korkma dedim. ay çocuk daha çok ağlamasın mı?! meğer balığı ölmüş yavrumun bi süre önce ve anne babası da balık kuşların yanına gökyüzüne gitti demişler! :O Allah'ım ne travma yaşattım çocuğa var ya! neyse fındık fıstıkla sakinleştirdik yavruyu :) he bu arada hostes doğru yapmış. inan bana ege'nin ayrı bir koltukta kemeri bağlı oturması ağlamasından çok çok daha mühim. hani arabada koltuğunda otururken ağlarsa nasıl almıyoruz bu da öyle gibi düşün :)
    egeeeeeemmmm yavrum pelin desene! :) bak derse aç telefon söylet :)
    öpering!

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. :))))))) Pelin koptum ya kaş yaparken göz çıkartmışsın :D

      Sil
  2. Küçükken uçak yolculuğu daha rahattı kısmına tamamen katılıyorum.Çağan o kemeri çözmeyi öğrendiği için biz bağladık o çözdü, sürekli ayağa kalkıp gezmek istedi, zaten uçakta daracık yerdesin, ikna olmaz, ağlar ağlar, ellerinden tutarım kemeri açmasın diye...
    Öyle de olsa otobüs yolculuğundan daha iyidir değil mi:)
    Dili çözüldükçe senin de yüreğinin yağları eriyecek, demişti dersin:)

    YanıtlaSil
  3. Korkmuş ya yerim ben onu! Ama tatili güzel geçmiş ya değmiş...
    Bizimkini bıraksan uçakta yaşar, havaalanlarında eğitim alır o derece uçak delisi ama ben hiç camdan baktırmadım aklıma gelmedi, direkt çıkartmalar veriyorum uçağın koltuğunu masasını heryerini çıkartmalarla kaplıyor, sonra çeşitli kitaplara geçiyoruz (Ege kitap seviyor diye aklıma geldi) en sonra ipad kurtarıcım biliyorsun Maya ekransız büyüyor sadece hastayken ve uçakta izni var.. Bir de aburcubur derim, hayat kurtarıyor. E bu şekilde yavruyu 14 saat uçakta tuttuk, başka ne önereyim bilemedim ama aklıma gelirse eklerim.. Pencere kenarına oturtma hatta yasak çoğu şirkette (maskelerin konumu nedeniyle) ama yasak olmayanda ben hemen tek koltuğu koridor alıyorum, zırta pırta bakıyor, yürüyor dolanıyor, o da biraz zaman kazandırıyor. Ve de hmmm ufak bir hediyeyle bin uçağa ve uçak kalkarken açacağız de, bu her zaman işe yarıyor :D Öperiz kanatlı Egeyi

    YanıtlaSil