1 Aralık 2015 Salı

Son Günlerde

Son günlerde hayatımızdaki en büyük gelişme, Ege'nin teyze tatilinden geldikten sonra daha da açılan dili oldu. Bizim söylediğimiz kelimeleri tekrarlamaya, bizi taklit etmeye çalışıyor. Pek çok kelimeyi söyleyebiliyor bizim ardımızdan. Hala cümle kurabilmişliği yok ama sıfat tamlamalarında da üstüne yok :) Mesela en sevdiklerinden bazıları şöyle, "yeşiiii şişeeee", "büyüüük şişeee", "baba şişeee, anne şişeeee bibik şişeee" :) 


Tahmin edilmesi çok da zor olmayacak şekilde, hala on yeşil şişe şarkısına bayılıyor! Yahu bir çocuk 1,5 yıldır aralıksız bir şarkıyı sevip dinleyebilir mi? Bütün şişeli şarkılar, videolar ve oyunlara bayılıyor. Misal, son birkaç gündür benim ojelerime taktı, her akşam ben işten gelince bütün ojelerim (evet var bi 15-20 tane, ne yani? kokoş oldum bu saatten sonra:) ) ortaya saçılıyor, tek tek diziliyor, sonra bana dönüp parmağıyla ağzımı göstererek şişeee diyor. "Söyle" demeyi öğretmeye çalıştım ama anlamadı sanırım. Olsun :) Yirmiden geriye doğru sayarak şişe şarkısını söylüyorum o da tek tek ojeleri deviriyor ve pek eğleniyor. 

Biliyorsunuz, bakıcımız liseden çocuk gelişimi bölümü mezunu. Daha önce de anaokulu öğretmenliği yapmış. Bu yüzden ev kreşe döndü. Sabah kahvaltısından sonra "hadi derseee" diye çağırıyormuş Ege'yi (eşim anlatıyor) bizimki koşa koşa sevinerek gidiyor oturuyormuş kızın önüne. Kavramları (büyük-küçük, kısa-uzun, önünde-arkasında vs) çalışmışlar, bunlarla ilgili kolay boyamalar mesela, ya da çizgi takibi, ya da şekiller (üçgen, daire vs) parmak boyası, suluboya, yaprak baskısı, bilimum kreş aktiviteleri... Ben onların onda birini yaptırmaya çalıştığımda benimle hayatta yapmadı ve yapmıyor da hala. Ama ablasıyla bayıla bayıla yapıyormuş. Hatta ben işten eve gelince elimden tutup çeke çeke odasına götürüyor, duvarları gösteriyor bana "abbaaaa" diyerek. Ablasıyla yapıyorlarmış efendim.





Eh benimle sadece araba oyunları ya da on yeşil şişe oynasın n'apayım. Zaten ben öğretmeni değilim annesiyim. Benimle sevgi-ilgi-şevkat ihtiyaçlarını gidersin, bi de üstüne eğlensin yeter. Öğrenmeyi okulda zaten yapacak, e şimdi kreşe verseydim de zaten orada yapacaktı tüm bunları. Şimdi evde bakıcısıyla yapıyor. Kıskanmama gerek yok, değil mi? Yok canım...

Sadece bakıcısından değil, youtube videolarından da aslında öğreniyor bişeyler. Biliyorsunuz, kötü anne ben, çocuğuma internetten video izletiyorum. Yani bizim evde çocuklara ekran yasağı yok. Ay napayım, herşeyde ideal olmayıvereyim, tablet bazen gerçekten inanılmaz kurtarıcı bir alet oluyor, hele de Ege gibi ultra hareketli bir çocuğunuz varsa. Neyse konuyu dağıtmayayım, işte izlediği çoğu video da İngilizce olduğu için onlardan da kapmış birşeyler. Mesela, Türkçe olarak sayıları sayabiliyor (önceden Ege'ce sayıyordu hatırlarsanız, düdee ekhee cüuu gın (beş yok, atlıyor) agın, attiii (yediye attii diyordu), (sekiz,dokuz yok) annnn) bir tek "bir" demeyi unutuyor, hatırlatsak da bazen ısrarla ona bir demeyip Ege'ceyi kullanmaya devam ediyor. "Düde, iki, üç, döt, beş, agnn, yedii, eyt nay, teennn(ya da bazen onnnn). Hah işte bundan bahsedeceğim :) Bazı sayıların Türkçelerini hala bilmiyorsa da hepsini İngilizcelerini biliyor :) İlla bu yaşta İngilizce öğrenmeli derdim olduğundan değil de, kulak dolgunluğu da olsa fena olmaz hani. Çok isterdim iki dilli büyüsün ama ne eşimin ne benim, Ege'yle ana dili kadar konuşacak iyi İngilizcemiz yok. O yüzden o işe hiç girmedik, çünkü çocuğu çift anadilli yetiştirmek için (bi zahmet internetten araştırıverin, link koyamayacağım şimdi) anne-babadan birinin de o dili sular seller gibi konuşabiliyor olması gerekiyor (ve başka birçok kriter, neyse). O yüzden en azından İngilizce'ye azıcık bir aşinalığı olsa yeter bana. Eh Ege de İngilizce sayı saymakla başladı işe :)

Epey süredir, belki 2-3 aydan fazla süredir, kitap okumama izin vermek yerine, kapaklarına bakıp harflerini sormayı tercih ediyordu. Bizde epey süredir kitap okumak yine yalan yani. Her kitabı elimize aldığımızda, daha ilk sayfasını çevirmişken kapattırıyor ve kapakta yazan harfleri soruyor tek tek. Meğer bu, böyle böyle öğrenmiş ya harfleri!! Sonra bakıcısı da farketmiş harflere olan ilgisini, koca bir pano yapmışlar, harfleri yazıp duvara asmışlar. Aman bizimki bir meraklı bir meraklı. Hemen hemen bütün harfleri dili döndüğünce sayabiliyor. Gerçi onlar harf değil tabii Ege için. Onlar, meyve resmi gibi, hayvan resmi gibi herhangi bir nesnenin resimleri henüz. O yüzden çok dert etmiyorum. Yoksa, benim annem de ilkokul öğretmeni ve çocuklara erken yaşta hatalı bir şekilde harfleri veya okumayı öğretmenin sakıncalarını biliyorum. Ege sadece "bişeylerin resmi" olarak gördüğü için eğleniyor, hepsi bu. 

Bu kadar bilişsel gelişmeden sonra biraz da gelelim fiziksel gelişmelere. Nisan ayının son günü tartmıştım, 14 kg gelmişti. O zaman için iyi bir kiloydu. Ama o zamandan beri gram kilo almadı Ege. Hatta bir ara verdi, 13,5 falan oldu, sonra tekrar 14 oldu. Halbuki yiyor da, yani normal. Ama o kadar o kadar o kadar çok hareketli ki, daha yerken o enerjiyi sarfediyor bir şekilde. Kurt mu var acaba midesinde? Bizim çocukluğumuzda öyle derlerdi :) Neticede en son ölçtüğümde 14,3 kg idi ama boyu uzuyor bak. Her ay 1 cm civarı uzuyor. Şu an 96 cm. Eskiden, yani daha küçükken, persentili epey üstlerde bir çocuktu ama şimdi normal seviyelerde. Neden bilmem. Neyse, sağlıklı olsun da aman!.. Gıdasını alıyor, benim için önemli olan bu.

Deliler gibi araba oynuyor ve arabalara doymuyor. Bütün oyuncakçıyı alıp gelsek kabulü yani, o derece. Erkek annelerini duyar gibiyim, "klasik!". Sanırım bu modeller, doğuştan böyle oluyorlar, yani genlerinde falan oluyor herhalde tekerlekli şeylerle oynama hissi. Arabalarına nedense araba falan demiyor, onların adı "nanaçuu". Henüz konuşamıyorken babasıyla arabaları naanaaa diye kaydırıp, fırlatırken çuuu diye ses çıkarıyorlardı. Oradan kalma alışkanlıkla, arabalar bizim için naanaaçuuu oldu. Bir de Ateş abisinde gördüğü ve pek sevdiği Sünger Bob girdi hayatına. Ama işin komiği, sadece Sünger Bob'a demiyor, ablasından kalma çöps oyuncakları vardı, onlar ve yine ablasından kalan minik minik daha pek çok oyuncağa Sünger Bob diyor kendisi. Tabii şu şekilde: "siya bub" Çok tatlı oluyor, sürekli çocuğa "siya bub" dedirtip gülüyoruz evde :)

Her ne kadar artık eskisi gibi sık yazamasam da, Ege büyüyor ve hayatında gelişmeler değişmeler oluyor. Son zamanların gelişmeleri de bu şekilde. Şimdi cümle kurmasını ve ne istediğini daha rahat ifade edeceği günleri bekliyorum dört gözle. İki yaş sendromu hala devam, ama onu başka yazıda yazacağım inşallah. Şimdilik bizden bu kadar. 


6 yorum:

  1. tatlı egem benim :) bakıcı konusunda çook şanslısın adaş çoook..bak bizim anane babane ikilisi bi türlü bebe oynatmayı beceremediler erkenden kreşe başladı çocuk..arin de kreşte yaptıklarını veya benzerlerini benimle pek yapmıyor, sanırım beyinlerinde kodluyorlar ya da ayırıyorlar "bunlar öğretmenle bunlar anneyle yapılacak şeyler" diye :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet bakıcımızı seviyoruz nazar değmesin 😊 Ya nitelikli oyuna ihtiyaçları var ama kreş ama bakıcı ama anne....artık hangisi olursa...

      Sil
  2. ne tatlı bakıcı bravo diyorum...
    ben de okulda çook faaliyet yaptığı için evde daha çok sarılmalı koşturmalı zıplamalı mıncıklamalı oyunları tercih ediyorum :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Aynen.. bir ara "diger anneler montessoriymis bilmenneymis ne güzel ilgileniyorlar ben yapamıyorum" diye vicdan yapıyordum. Şimdi yapmıyorum valla, o işi bakiciya havale ettim 😊

      Sil
  3. Eve özel okul kurmuşsun Pelin :D Bakıcısını sevmesi çok güzel!

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Heh hehe evet öyle oldu valla :) Hatta arkadaşların bebelerini de alsam, bakıcının parası çıkar ayol :) Yapsam mı acaba?

      Sil