19 Ocak 2015 Pazartesi

Mutlu Anlar Diyarı

Bugün Ege'yle yine bir anne-oğul günü yaşadık. Çok seviyorum bu tip günleri. Haftasonları genellikle ailece vakit geçiriyoruz. O zamanlar da çok güzel. Ama hep bir koşuşturma oluyor.

Çoğunlukla gezmeye gidiyoruz ama bunun için Ege’nin uyku ve yemek saatlerine dikkat etmeye çalıştığımız için uyanık olduğu saatlerde ya hızlıca yemeğini yedirmeye çalışıyorum bir an önce çıkalım diye ya da çantasını toplama telaşı, dışarıdayken yiyeceği şeyleri hazırlama telaşı (ev dışındayken yine kendi hazırladığım yemekleri yedirmeye çalışıyorum, şimdiye kadar hazır kavanoz maması toplasan belki 5 kere yemiştir) gibi telaşlar oluyor. Gezmeye çıkmasak, ya pazar alışverişine gidiyoruz ya dedeyi ziyarete gidiyoruz. Ege’nin amcası ve yengesi de katılıyorlar bazen bize, oh değmeyin keyfimize. Bu sırada tam gün sürecek bir şey planlayamıyoruz (konaklamalı, ufak bir şehir dışı tatili gibi mesela) çünkü bir de ablamızın dans kursunun saatine yetişmeye çalışıyoruz. Yani büyük çoğunlukla haftasonları dışarda oluyoruz ama hep bir koşuşturmayla geçiyor zaman.

Tabii ki ailece geçirdiğimiz bu kalabalık, koşturmalı ve curcunalı günler de çok güzel, çok mutlu günler. Çünkü bana kocaman bir aile olduğumuzu hatırlatıyor (yani kocaman olmasa da ben öyle görmek istiyorum sanırım). Ama böyle günlerde çok yorulduğumu hissediyorum doğrusu, bunu da söylemeden geçemiycem.

Ege’yle anne-oğul günlerimiz bu curcunadan uzak, tamamen özgür olduğumuz günler. Hem bir yere yetişme telaşımız olmuyor, hem de ikimiz başbaşa olduğumuz için ona daha çok vakit ayırabiliyorum.

Dün eşim, babasını ziyarete yalnız gitti, böylece tüm gün Ege’yle bana kaldı. Önce uykusunu uyudu, ben o sırada onun yemeklerini hazırladım. Sonra uyanıp güzelce yemeğini yedi. Hava müthişti, o soğuk fırtınalı kış günlerinden eser yoktu. Güneş kocaman parlıyor ve değdiği her yeri ısıtıyordu (montsuz dolaştım, sadece kazakla!). Biz de hemen kendimizi dışarı attık. Önce sahilde vakit geçirdik. Ege gönlünce koştu koştu epey enerji harcadı. Köpeklerle oynadı biraz, biraz yerdeki çakıl taşlarıyla. Sahildeki süs havuzunun etrafındaki minik tepecik, Ege için bayağı yokuş sayılır, oraya tırmanıp yokuş aşağı koştu deli gibi. Bayılıyor orada koşmaya. Tırmanıp tırmanıp koşarak indi, onlarca kez. 

Sonra arabasına koydum biraz yürüdüm. Ege de etrafı izledi. Bir parka uğradık, çocukları izledi. Bir kız çocuğu (tahminen 3 yaşlarında) geldi şap diye Ege’nin yanağından öptü. Ege tepkisiz, kızı izledi :) Sonra evimizin yakınındaki büyük parka gittik. Tek çocuk Ege’ydi. Giderken, hava çok güzel, kesin kalabalıktır diye düşünmüştüm ama bütün parkta Ege tek başına oynadı. İlk defa kaydıraktan tek başına kaydı. Küçücük iki tip kaydırak var, ikisinden de birer kez kendi kendine kaydı ve çoook eğlendi. Sonra salıncağı salladı. Yaa bunu bütün çocuklar yapıyor sanırım, kendisi sallanmaktansa salıncağı sallamayı tercih ediyor. Komik çocuk :)

Parkta bir kedi yavrusu gördük bir apartman bahçesinde. Ege, kedi yanımıza gelsin istedi, bağırdı ona ama elbette kedicik gelmedi. Daha sonra nereden çıktığını anlamadığımız başka bir kedi yavrusu geldi Ege’nin yanına. Normalde sokak kedilerine fazla yaklaştırmıyorum Ege’yi. Çünkü azılı oluyorlar ve tırmalama ihtimalleri yüksek diye düşünüyorum. Ege anlamıyor tabii, o sahipli eğitimli güzel köpekler gibi sanıyor onları, kuyruklarını tutmaya, bıyıklarını çekiştirmeye çalışıyor. Ben de tırmalayacaklar diye korkuyorum, çaktırmadan Ege’yi uzaklaştırıyorum. Ama bu sefer birdenbire o yavru kediciğin yanına gidiverdi! Ben yetişinceye kadar kediye yanaştı ve bir baktım kedinin kuyruğunu falan çekmiyor, tersine kedinin sırtına cici yapıyor. Ay bir mutlu oldum! Kedi de kendini sevdirdi, hatta sonra Ege’nin ayaklarına kafasını, sırtını falan sürdü, Ege de bayıldı bu işe! Kahkahalarla mutluluğunu belli etti.

Sonra bir süre de basketbol sahasında top oynayan 15-16 yaşlarındaki büyük abileri izledi. Topu ona vermelerini istedi ama elbette vermediler. Hatta Ege’nin farkına bile varmadılar koşmaktan. Oradaki delikanlılardan biri, (hepsi çok güzel çocuklardı gerçi) çok yakışıklıydı. Nasıl temiz yüzlü, üstü başı pak, bayıldım. Tam “Ege de büyüyünce böyle mi olacak, aah ne güzel, büyüdüğünü, böyle olduğunu görürüm inşallah” falan diye duygusala bağlamışken, arkadaşları çocuğa seslendiler Egeeee diye. Meğer adı da Ege’ymiş delikanlının. Nedense bir mutlu oldum, bir mutlu oldum :) Annelik paketini alırken, içinde böyle saçma şeyler olduğunu bilmiyordum ama n’apalım :)

Eve gelip ikinci uykusunu uyudu Ege oğlan, daha sonra uyandı biraz da evde oynadık. Bu sıralar en sevdiği oyun olan saklambaç ve tüm zamanların favori oyunu olan yakalamaca, yine gündemimizdeydi. Sonra akşam yemeği ve biraz da babayla yürüyüşten sonra uyudu.

Ege’yle geçen her günü seviyorum ama bu anne-oğul günlerine bayılıyorum! Umarım Ege büyüdükçe daha sık yaşayabiliriz bu günleri.


5 yorum:

  1. Daha nice neşeli oyunlu günlere..
    Kubilay' da saklambaç ı çok seviyor :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Amin Aslı'cım! Hepimiz çocuklarımızla çoook mutlu günler geçirelim inşallah :)

      Sil
  2. ne güzel bir gün geçirmişsiniz :) okurken ben mutlu oldum. bizim için anne ve kızları henüz olamıyor çünkü ikisini tek kişinin idare etmesi zor :( ikiz olmanın dezavantajları. mutlaka ikinci yetişkine muhtacım ikiz pusetten indirebilmek için kuzularımı.
    "anne paketi" hikayenize bayıldım, gülerek okudum :) :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Haklısın Gülin'cim senin "dubleannelik" paketin bizimkinden biraz farklı :) Ama dezavantajları yanında pek çok avantajı da var ikiz çocuğun olmasının. Tek doğumla iki çocuk en azından ;) Bir de tabii birbirleriyle oynamaları gibi harika bir "kreş" ortamına sahipsiniz. Umarım biraz daha büyüdüklerinde siz de anne-kızları günleri yaparsınız. Sevgiler!

      Sil