11 Kasım 2013 Pazartesi

Ege'nin Babaannesi Bir Melek

Ege, babaannesi ile tanıştı. Ona gülücükler saçtı. Ama onunla oyunlar oynayamadı. Elinden tutup parka gidemedi. Ona şımarıklıklar yapamadı. Yapamayacak. Ama meleğimiz kalbimizde hep yaşayacak. Çünkü Ege'nin babaannesi artık melek oldu....

Annemler memlekette, uzakta yaşadıkları için, kayınvalidemlerin İzmir'de yaşamalarına seviniyordum açıkçası. Haftasonları görüşüyorduk, bir annenin elinden kahvaltı etmek, pişiler yemek pek keyifli oluyordu. Anlayışlı, modern, yeni nesil kayınvalidelerdendi. Yani, çok karışmamaya çalışan (karışmayan diyemiyorum, ne de olsa bir anne, elbet karışıyordu ama benim annem de bana az da olsa karışıyor, yine de o karışmamak için kendini tutmaya çalışıyordu), son derece iyi kalpli, beni çok seven (gerçekten çok seviyordu ve bunu hissettiriyordu) tatlı bir kadıncağızdı. Özellikle hamileliğimin ilk dönemlerinde bana çok emeği geçmişti. Ben evde yemek yapamazken, hatta komşulardan gelen yemek kokularından bile midem bulanıp evde duramazken, hafta sonları onlara taşınıyorduk. Bana kokmayacak çeşitte yemekler yapıp yedirmiş, meyvelerimi soyup önüme koymuş, ayaklarımı uzattırıp dizlerime battaniyeler, sırtıma yastıklar koymuş, kendimi prensesler gibi hissetmemi sağlamıştı. Bir de üstüne, haftaiçi evde yememiz için yemekler yapıp kaplarla yollamıştı. Unutamam. Bir kız torunu vardı, biriciği, prensesi. Ama Ege'nin de erkek olduğunu öğrendikten sonra bir başka sevinmişti. Sürekli "şehzadem geliyor" diyip duruyordu. Pek bir hevesle bekliyordu torununu. Sürekli, "bir 6 aylık ol da, alışverişe çıkalım kızım, ben alıcam şehzademe herşeyini" diyordu. Kısmet olamadı... Ben 6 aylık hamile olduğumda ağır gripti (daha doğrusu biz öyle sanıyorduk o vakit), sonra safra kesesinden problemi oldu, "bu da bitsin alışverişe gidiyoruz" diye planlar yapıyorduk her hafta, ama her hafta başka bir sağlık problemi çıkıyordu.

Sonunda ben 7 aylık hamile olduğumda, onun da hastalığına o kötü teşhis koyulmuştu: Lösemi! Olsundu, yenecekti o illet hastalığı, Ege'nin doğumuna yetişecekti. Hep öyle konuşuyorduk. Alışveriş önemli değildi, onu ben kendi annemle halledecektim, bu sırada annem de iyileşip bomba gibi olup Ege'yi hastanede bizimle karşılayacaktı. Sonra doğum zamanı yaklaşınca, 1.kemoterapinin işe yaramadığı anlaşıldı. Maalesef doğuma gelemeyecekti. Olsundu, biz ona giderdik (nitekim Ege 8 günlükken hastaneye babaannesini ziyarete gitti, tanışmaları hastanenin bahçesinde bu şekilde oldu), 1-2 ay sonra çıkacaktı nasıl olsa hastaneden, bizim eve gelirdi, hep böyle iyimser ve umut doluyduk. Benimkisi gerçek bir umuttu, çok emindim iyileşeceğine. Öncesinde o kadar dinç, sağlıklı, neşeli, hayat doluydu ki, kimse gibi ben de konduramıyordum bu hastalığı ona. 2.kemoterapinin de işe yaramadığını öğrendikten sonra enfeksiyonlar başladı. Enfeksiyonlar bünyesini sarsıyordu tabii, ayağa kalkamayacak, bahçeye inemeyecek hale geldiği için bir süre Ege'yi (ve emzirdiğim için beni de) göremedi. Sonra doktorların tüm olumsuz ve umutsuz konuşmalarına inat, yendi enfeksiyonları ve yeniden kalktı ayağa, sanki hiç hasta değilmiş gibi. Yine indi bahçeye, sohbetler, kahkahalar, fotoğraf çekilmeler... Yine Ege'yle sevişmeler, tanımaya ve hasret gidermeye çalışmalar... Sonra 3.kemoterapi, ve bu sefer işte nihayet kötü hücreler ölmüştü! İş, artık iyi hücreleri vücudunun üretebilmesine kalmıştı. Ama vücudu bir türlü iyi kan hücresi üretemiyordu, hastalığın başından beri olduğu gibi, gün aşırı kan takviyesi yapılmaya devam ediliyordu. Bu esnada tek önemli olan, dışarıdan enfeksiyon kapmamasıydı. Çok dikkat ediliyordu. Ama ölüm, diş apsesinden kaynaklanıp büyüyen enfeksiyondan vurdu... Dişi şişti, iltihap büyüdü, vücut direncini düşürdü, hiçbir şey yiyemedi, bir süre sonra bağırsaklar iflas etti... Sonra da vücudu... Bir gece uykusunda, usulcacık, sessizce... Gitti...

Çok çok isterdim, Ege babaanneli büyüsün, onunla haftasonları görüşsün, eğlensin, oyunlar oynasın, doysun babaannesine. Ben büyükanneli büyüyemedim. Hep imrenirdim, hala da imrenirim anneannesi-babaannesi olanlara. Anneannem ben 37 günlükken vefat etmiş, hiç tanıyamadım onu. Babaannem ise 10 sene önce vefat etti ama hep ayrı şehirlerde yaşadık onunla, o yüzden hiç yakın olamadık. Yılda en fazla birkaç gün görüyordum, dolayısıyla büyükanneli olmaktan hiçbir şey anlamadım. Yavrum anlasın isterdim. Doyasıya keyfini sürsün büyükanneli olmanın. "Ben bu gece babaannemde kalıcam, onunla uyuycaaam" diye şımarıklık yapsın mesela. Onunla eğlensinler, benim kurallarımı delsinler, çikolatalı pudingler yesinler birlikte filan... Ne bileyim işte, böyle şeyler. Annemler uzakta, o yüzden anneannesiyle de ancak yaz tatillerinde çok az yaşayabilecek bunları. Eksik büyüyecek yavrum. Keşke böyle olmasaydı. Ama hayat işte... Elden bir şey gelmiyor. Şimdi babaannesi bir melek ve Ege'yi yukardan izliyor. Biz de Ege'ye babaannesini anlatacağız. Ona biz tanıtacağız. Onu unutmayacağız....

4 yorum:

  1. Başınız sağ olsun allahım onun ömrünü Ege'ye versin sağlıkla inşallah

    YanıtlaSil
  2. başınız sağolsun canım..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. çok sağol pelincim, çok üzüldük, gençti henüz...

      Sil