22 Ekim 2015 Perşembe

Evde Sağlıklı Yaşam

Ben, sağlıklı yaşama kurallarını benimsemiş ve her zaman evinde mutfağında buna dikkat eden bir ailede büyüdüm. Bizim evimizde katı yağ hemen hemen hiç yenmezdi, kızartma çok az yapılırdı, yemeklerin yanına mutlaka salata-cacık-yoğurttan biri konulurdu, sebze ve et dengesine dikkat edilir, mevsim sebzeleri yenmeye özen gösterilirdi.

Kimisinde ters tepebilir, ailesinin, özellikle de annesinin bu sağlıklı mutfak yaklaşımı. Ama bende tam tersi, daha çok ilgi uyandırdı. Aile geçmişimde, hipertansiyon, kolesterol, kalp krizi, felçler, kanserler ve esasen hayatımı 4 yaşımdan beri en çok etkileyen hastalık olan alerji bolca mevcut. O yüzden zaten, besin alerjili bir insan olarak çocukluğumdan beri seçerek ve doğru yemeye alıştım.

Blogda Ege’ye de genelde sağlıklı ve dengeli besinler vermeye çalıştığımı, bunun için mesai ve çaba harcadığımı görüyorsunuz. Sebebi budur. Ben sağlıklı mutfak yaşantısını seviyorum. Sevmeden yapılmaz zaten, yük gelir insana. Ben yemek yapmayı da, yaptığım yemeği süslemeyi de, tüm bunları sağlıklı gıda ile yapmayı da çok seviyorum. Keyif alıyorum. Yani amacım “mükemmel anne” olmak değil, tabii öyle bir şey varsa :)

Sağlıklı yaşama ilgim, gıda ile başladı. Ama Ege doğduktan sonra, başka konularla devam etti. Kimyasallara karşı çocukluğumdan beri alerjim var zaten. Doktor anneme de “kimyasal kullanmayın” demişti zamanında ama o zamanlar kimyasal olmayan bir ürün yoktu ki… Yani vardı da, arap sabunu ve zeytinyağlı el sabunu vardı sadece. Arap sabunuyla otomatik çamaşır makinesinde bir şey yıkanmaz köpürür, eh mecburen normal deterjan kullandı (o zamanki bilgiler öyleymiş demek ki, bir şey diyemiyorum) ama yumuşatıcı denen şey çok fazla dokunduğu için onu kullanmayı kesti. Ben daha az alerji oldum ama çamaşırlarımız kazık gibi çıktı makineden. Sonra alıştık :)

Şampuan da dokunuyordu bana, o yüzden annem saf zeytinyağlı sabunla yıkardı saçlarımı, Allahım o ne acıdır! Saç kremi de kullanmayınca, hem yıkarken, hem durularken ama özellikle de tararken canım çok yanardı. Nefret ettim sabundan.

Evimizde temizleyici olarak bulunabilen en hafif, en kokusuz temizleyiciler kullanılır, çamaşır suyu, tuz ruhu vs şeyler zinhar kullanılmazdı. Temizlik yapılacağı gün, ben sabah 8 akşam 6 evden uzaklaşır, ya bir akrabaya, ya bir arkadaşa gönderilirdim. Annem çareyi böyle bulmuştu.

Büyüyüp de kendi evim olunca ben de benzer yöntemlerle devam ettim. Maske takarak temizlik yaptım, çoğu zaman sadece suyla temizledim evi. Ne kadar temizlenirse artık. Çok da umrumda değildi açıkçası. Ev aşırı hijyenik olsa ama ben alerjiden 2 gün yataklara düşsem, ne kıymeti kalır ki o temizliğin? O yüzden varsın çok hijyenik olmasın ama toz da olmasın, ben de sağlıklı kalayım yeterdi bana. 

Kullandığım Mom's Green ürünleri
Ama Ege doğunca işin rengi değişti tabii. Evin hem temiz, hem antialerjik olması gerekiyordu. Zira, benim genlerimi almışsa, Ege’de de alerji olma olasılığı vardı. Çocukken çektiklerimi bildiğim için, bunu riske atamazdım. Böyle olunca daha hamileyken araştırmalara giriştim. Ama Mom’s Green ile tanışmam Ege doğduktan sonra oldu, yaklaşık 4-5 aylıkken. Keşke daha önce tanışsaymışız!

Şimdi hem Ege’nin hem kendimizin bütün çamaşırları, sevgili Yeşil Anne Işık Hanım’ın kendi çocuklarından yola çıkarak üretmeye başladığı, doğal temizleyiciler ile yıkanıyor. Evimizin yerleri, banyomuz yine Mom’s Green ürünü ile temizleniyor. Bulaşıklarımız (elde veya makinede de olsa) keza öyle. Şu anda evimize kimyasal temizleyici girmiyor. Yaşasın!

Ege 1 yaşını doldurana kadar, ek gıdalarını ayrı pişirdim. Tuzsuz, saf zeytinyağı ve tereyağı ile. Hemen hemen bütün gıda alışverişini de Pınar Hanım’ın kurduğu İpek Hanım Çiftliği’nden satın aldım. Evet, çok pahalıya geliyordu ama içim rahat ediyordu, hormonsuz ilaçsız yedirebildiğim için. Ege bir yaşını doldurduktan sonra nedense bana biraz daha rahatlama geldi. Ama çok değil :) Yaklaşık bir senedir de, mutfak alışverişimizi pazardan yapıyoruz. Ama hal ürünleri sattığı belli olan tezgahlardan alışveriş yapmıyoruz, mümkün olduğu kadar köylü amca-köylü teyze tezgahı bulmaya çalışıyoruz (Eşrefpaşa pazarı, Urla pazarı, Üçkuyular pazarı ve Karşıyaka pazarının en üst katı). Çevre köylerin pazarlarına gidiyoruz, organik pazar kurulan birkaç köy var (Foça ve Buca’nın köyleri), onları gezip ihtiyaçları tamamlamaya çalışıyoruz (Çünkü organik üretim olduğu için her zaman HER şey bulunmuyor. Biz de pazar pazar geziyoruz çeşitliliği artırabilmek için). Tabii ki tüm sebzeleri mevsiminde aldığımızı söylememe gerek yok.

Zeytinyağını mümkünse kendi zeytinliği olan arkadaşlarımızdan temin etmeye, edemezsek de yine zeytini olan köylere gidip, tadarak alım yapmaya gayret ediyoruz. Her zaman her aradığımızı bulamıyoruz. Öyle zamanlarda da piyasada satılan, en iyisi en doğalı (ya da en az ilaçlı diyebiliriz) olduğuna inandığımız ürünlerden alıyoruz. Mesela bu yörede harika bir zeytinyağı var, Hasan Tezvaran marka, Edremit yağı. Tadı kokusu çok güzel. Tereyağı için de aynı yöntemi uyguluyoruz.

Süt konusu biraz karışık. Evimize çok yakın, bir dükkan var, kendi çiftliklerinden çiğ süt satıyorlar ve şubeleri yok. Her gün günlük olarak sadece 100 litre süt getiriyorlar, biterse bitiyor, yetişemiyorsunuz, bitmediği günlerde döküyorlarmış (ama genelde az getirdikleri için her zaman bitiyormuş). Oradan alıp kendimiz kaynatıp yoğurt, kefir vs yapıyoruz. Ya da yöremizin en güzel ve “süt kokan” ürünü olan Tire Süt markasının günlük sütünü alıyoruz. UHT kutu sütünü değil ama ;)

Makarna,Lütfen! den en sevdiğim ürünler
Makarna, şehriye, ruşeymli un ve buna benzer ürünler için Makarna,Lütfen! imdadımıza yetişiyor. Ayrıca çok değişik, gurme ürünler de satılıyor. Değişik ürünlerini denedim, beğendim. Eşim makarnalarını beğenmedi (çünkü ev makarnası gibi diyor ve bence iyi birşey bu ama eşim ev makarnasını sevmediği için bunu da sevemedi). O yüzden makarnaları sadece Ege ve ben yiyoruz. 

İşte böyle. Evimde severek kullandığım ürünleri sizlerle paylaşmak istedim. Yeni fikirler duymak, yeniliklere hayatımda yer açmak, benim her zaman hoşuma gider.  Sizin kullanmayı sevdiğiniz markalar, ürünler var mıdır? Paylaşırsanız çok mutlu olurum. 

Sevgiler!

4 yorum:

  1. bizde alerji yok ama ben de asla yumuşatıcı kullanmam. İlker aslen tekstil mühendisi olarak yumuşatıcının zararlarını anlatmıştı, resmen kumaşta kimyasal kalıyor bırrr

    YanıtlaSil
  2. Yani son durulama suyuna katıldığını ve bir daha iyice durulanmadigini düşünürsek, evet bence de brrr! Gerci alışkanlık, ben moms green'in de yumusaticisini kullanmıyorum sadece çamaşır deterjanı yetiyor. Ütü ne güne duruyor öyle degil mi? ;)

    YanıtlaSil
  3. Moms green i sık duydum merak ediyorum aslında..
    yumuşatıcı hiç kullanmam zaten.
    Elimizden geleni yapmak lazım çok zor tabi tamamen kimyasaldan hormonlardan vs den kaçmak :( özellikle yavrulaırmız için değer.
    mutlu haftalar

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Aslıcım tavsiye ederim. Ben önce sadece Ege'nin eşyalarında kullanarak başlamıştım, sonra dedim ki, kanserden kaçacaksak sadece bebeyi değil kendimizi de kaçırmak lazım, bebenin bize de ihtiyacı var. O yüzden kökten devrim yaptım ben, artık eve hiç kimyasal sokmuyorum. Yani petrol türevi giren tek şey, şampuan ve diş macunu.

      Sil