6 Ağustos 2015 Perşembe

Ege'nin 2 Yaş Günlüğü - Sendromlu döneme hoşgeldik!

Ege, emeklemeye başladığından beri çok hareketli bir çocuk. Yürümek diye bir kavram, onun hayatında yok. Emeklemekten direk olarak koşmaya geçti. O günden beri de sadece koşuyor. Evin içinde dışında her yere koşarak gidiyor. Ve neredeyse hiç durmuyor.


Ege ile ilgili tek zorlandığım konu, bu fazla hareketliliği idi. Son birkaç aya kadar en azından. Ona da alışkın olduğum için, hiç şikayet etmiyordum. Hala etmiyorum. Çocuk bu, koşacak, enerjisini atacak elbet. Şimdiki Ege’den de şikayetçi değilim aslında. Ama bazen gerçekten zorluyor. Beni zorlamadığı diğer konularda ise, kendi yararına olmayan şeyler yaptığı için üzülüyorum. Mesela uyku konusu ya da sinirlenince kafasını bir yerlere vurması gibi.

Hemen hemen 16-18 aylık olduğundan beri, yavaştan 2 yaş sendromu belirtilerini göstermeye başlamıştı. İstediği olmayınca sinirlenip atar yapmalar, bağırmalar ve kafasını o an bulduğu bir yere (yakınında hiçbir şey yoksa yere) vurmalar derken, iki yaş krizinin “ben geliyorum” dediğini anlamıştım. Ama 22 aylık oluncaya kadar çok da bir problem yaşamadık diyebilirim. Esas düzen bozmalar, karakterinin, bir birey olduğunun farkına varmasıyla başladı. Bizim hikayemiz de o zaman başladı.


7-8 aylıktan beri en geç 8.30-9.00’da kendi yatağında kendi kendine uykuya dalan bebek gitti, yerine bensiz uyumayan ve asla yatağına yatmayan bir çocuk geldi. Bu öyle, bir gecede olmadı tabii ki. Aşama aşama geldi ama ben gelen kartopunun çığa dönüşeceğini hesaba katamadım, benim hatam. Önce, odasındaki kanepede benimle birlikte uyku öncesi mırıldanma/mayışma isteği geldi. Bunu normal buldum ilk başlarda, çünkü uyku rutinimize kanepede yayılıp kitap okumayı eklemiştik. Birlikte kitaplara bakıyor, bazen hikayelerini okuyor, sonra da ışığı kapatıp bir süre (bazen 2 bazen 15 dakika) sarılarak yatıyorduk. Tam Ege uykuya geçmek üzere mayışmışken, ya ben kaldırıp yatağına koyuyordum ya da babası gelip onu alıp yatağına koyuyordu. Ege uykuya yatağında dalıyordu.


Daha sonra, uykudan önce birlikte sarılarak yatma süresini gittikçe uzatmaya başladı. Babası 5 dakika içinde gelirse ona atarlanıyor, kaale almaz ve yatağına bırakırsak bu atarlanma, bağırma ve ağlamaya dönüşüyor, yine yatağından almazsak çılgınca haykırışlara maruz kalıyorduk. Tabii ki ben, bebeği ağlatmaya karşı bir anne olarak, onu yatağından alıyor ve tekrar sarılarak kanepede daha uzun yatmasını sağlıyordum. Bu noktada hata yaptım sanırım. Çünkü Ege bu süreyi uzattıkça uzattı, ve sonunda uyumadan onu yatağına koyamaz hale geldik. Sonrasında ise, uyusa bile yatağına koyamadık, zira yatak çarşafına bile dokunsa, ne kadar derin uyursa uyusun, anında uyanıyor ve ağlamaya başlıyor. İlla benimle ve kanepede uyuyacakmış. Daha doğrusu yatağına yatmasın da benimle olduktan sonra nerede uyursa uyusun.


Biliyorsunuz bakıcısı değişti bir ay kadar önce. Eski bakıcısını çok seviyordu. Ne de olsa, hemen hemen kendini bildiğinden beri o vardı hayatında. Şimdi yeni bakıcısını da seviyor ama ayrılığın bir etkisi de olmuştur muhakkak. Bu sebeple bazı hırçınlıkları ona bağlı olabilir diye üzerine gitmek istemiyorum. Ama beni hiçbir yere göndermek istememesi, işe giderken çılgınca ağlaması, şimdiye kadar hiç yapmadığı şeyleri yapmaya başlaması (mesela beni tuvalete bile yalnız göndermemesi, ki daha önce hiç olmamıştı böyle bir problemimiz, şimdi tuvalete de birlikte giriyoruz!), sürekli telefonumla oynamak istemesi, ya da tablet veya bilgisayarla oynamak istemesi, sürekli olarak on yeşil şişe şarkısının değişik değişik videolarını izlemek ya da şarkıyı bize söyletmek istemesi, bir şeye hayır dediğimizde çılgınca ağlaması ve bağırması, kafasını yere, koltuğa, duvara vurması, bir yerden (çoğunlukla parktan) gitmek istemediğinde yere oturup ağlaması ve tepinmesi, bize kızdığında yüzümüz, kolumuz, sırtımız neresi denk gelirse vurması (eli de epey ağır ha!) artık bize o meşhur sendromlu günlere çoktan girdiğimizi haber veriyor.


Artık evimizde bir gün bile bağırmasız çağırmasız krizsiz stressiz ve sonunda gözyaşları içinde çılgınca ağlamasız bir gün bile geçmediğini farkedince, buna bir dur demek istedim. Ben oğluma stres yaşatmak istemiyorum ki! Ben oğlumla, işten geldiğim ve görüşebildiğimiz o kısıtlı zaman diliminde mutlu olmak istiyorum! Aylar önce aldığım ama okumayı sürekli ertelediğim, bir türlü elime alamadığım bir kitabı sonunda buldum ve acil tarafından okumaya başladım: Harvey Karp’ın “Mahallenin En Mutlu Yumurcağı”. Bu kitabı, aylar önce katıldığım bir seminerde Aylin Anne önermişti. Almıştım ama okumaya gerek mi duymadım bilmiyorum. Ege’nin hareketleri beni rahatsız edecek kadar değişmemişti henüz, sanırım hep böyle gidecek, biz Ege’yle 2 yaş olayını bu şekilde atlatacağız sandım. Ne safmışım!


Kitap 1-4 yaş çocuklarına göre çözümler içerdiğini söylüyor ve öncelikle ay aralıklarına göre bir nevi tanıtım/tanımlama yapıyor. Ben henüz bu tanımlamaları okuyorum, çözüm kısmına gelemedim. Malum, evde Ege varken kitap okumam imkansız ancak o yattıktan ve ben işlerimi hallettikten sonra ya da işe gidip gelirken yolda okuyabiliyorum. Ama daha ilk günden kendimde bazı tavır/davranış değişiklikleri yaparak hiç ağlamasız (evet doğru okudunuz, sıfır stres sıfır bağırma sıfır ağlama ve sıfır başını bir yere vurmaya çalışma!) bir akşam geçirmeyi başardık!


Kitabın tamamını okuyup Ege’yle yaşadıklarımızı da işte bu günlükte anlatmaya karar verdim. Belki bir anneye bir fikir verir, ne bileyim, belki ufacık bir faydam dokunur. Ayrıca deneyimli annelerle de fikir alışverişinde bulunabilmeyi çok isterim. Sizler de yazar mısınız deneyimlerinizi?


4 yorum:

  1. adaş benzer problemler bizde de var..ama ne fark ettim biliyor musun? çocuk dediğin bir ayna! beni biliyosun sakinimdir, arin bu tarz davranışlarda bulunduğunda da sakinliğimi koruyabiliyorum çok şükür :) inatlaşmıyorum, tamam öyle olsun diyorum (pes ediş değil ama bu yanlış anlama) "biliyorum annecim" diye onu anladığımı anlatmaya çalışıyorum ve arin sakinleşiyor.. ama mesela kocca sakin yönetemiyor o anı..o da sinirleniyor ve inatlaşıyor çocukla (ulan çok dertliyim bu konuda aslında! ) ve arin en çok onun yanındayken 2 yaş sendromu davranışlarına giriyor! anlatamıyorum sakalım yok! Allahtan çevremdekiler de fark etti de biraz uyarmaya başladılar koccayı..en son yine psikiyatriste gidelim dedi valla bence çocukta bişi yok ama kadın da benimle aynı şeyleri söyleyecek büyük ihtimalle diye hemen olur gidelim dedim! :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Aynen adaş. Benim de sabrım toleransım daha fazla kocadan. O hemen sinirleniyor dolayısıyla Ege'yi de sinirlendiriyor. Daha bugün "karşındaki 15 yaşında bir çocuk değil farkındasın değil mi " diye uyarmam gerekti. 2 yaş çocuğundan mantıklı davranış falan bekliyor! Komik insan!

      Sil
  2. merhaba, benim oğlumun adı da ege :)
    1 yaşına henüz girdiği halde başını duvara, yere, parkeye, koltuk kenarlarına vuruyor. daha çok erken dedi dr.muz. 15 ay kontrolünde konuşuruz bu konuyu dedi. ben de çalıştığım için hafta içi kısıtlı vakitte bizim de olayımız hep aynı. genelde sinirli ve huysuz oluyor. ben de bunu bir tek biz yaşıyoruz sanıyordum. benim oğlum neden mutsuz, ben onu mutlu edemiyorum gibi düşüncelere kapılıyordum.
    şu kitap, güzel çareler sunuyorsa ben de okuyayım. bir çok kitap okumuşluğum var ama çoğu sorunları anlatıyor ama bu sorunların çözümlerini anlatmıyor ve ben sinir oluyorum...
    yazmaya , paylaşmaya devam edin litfen...
    sevgiler...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Geç yanıtım için özür dilerim. Öncelikle bloguma hoşgeldiniz, sizinle de adaş diye konuşabiliriz sanırım :) Ege'leri seviyoruz :)

      Paylaşmaya devam edeceğim, notlarımı alıyorum ancak burada derleyip yazmak biraz zamanımı alıyor.

      Sil