7 Ekim 2013 Pazartesi

Annelik güzeldir

Annelik üzerine ahkam kesecek değilim. Nitekim henüz haddim olmadığını düşünüyorum. Tamı tamına 12 haftalık anneyim henüz. Çölde kum tanesi benimki. Ben kendi fikrimi yazacağım sadece.

Bebek düşünmeye başladığımdan beri (yani ta evlenmeden önce) anne-bebek bloglarına dadanmıştım. İnternette dolaşırken girmeyi okumayı en sevdiğim sayfalar, bu bloglardı. Çok okudum gerçekten. Günlük yazıları okumakla kalmıyor, arşivlerinden geçmiş tüm yazılarını okuyordum. Yazı için yapılmış tüm okuyucu yorumlarını da bıkmadan okuyordum, böylece her kesimden annenin yaşadıklarını öğreniyor, tecrübelerini keyifle beynime kazımaya çalışıyordum. Böylece annelik hakkında, hamilelikte yaşananlar ve hamileliğin tüm fizyolojisi ve psikolojisi hakkında,  doğum hakkında, lohusalık hakkında, doğum sonrası evlilik yaşamı hakkında, bebek bakımı hakkında, hatta çocuk bakımı hakkında bile bıkmadan usanmadan büyük bir keyifle okudum.
 
Peki okudum da ne oldu? Bence çok iyi oldu. Pek çok konu hakkında bilimsel ve tecrübeye dayalı bilgi sahibi oldum. Pek çok sorun ve pek çok çözüm okudum, öğrendim. Bebek çalışmalarına başlamadan önce neler yapılması gerektiğinden, tüm süreçte ve  bebek doğduktan sonra başıma neler geleceğine kadar pek çok konu hakkında bilgim oldu. (Yine de tabii ki bilmediğim şeyler vardır mutlaka, hala karşılaştığım oluyor yeni şeylerle, neden olmasın?) Bunun hem iyi hem de kötü yönü var yalnız. İyi yönleri çok çok daha fazla tabii. Öncelikle başıma neler gelebileceğini, nelerin pek çok kişinin de başına geldiğini, nelerin normal nelerin anormal olduğunu öğrendim. Bu yüzden anneliğe çok hazırlıklıydım açıkçası. Hamileliğimde fiziksel zorlukların dışında ruhsal olarak pek bir zorluk yaşamadım diyebilirim (arkadaşlarım yönünden yaşadım, ama onun bu konuyla alakası yok, o da başka bir yazının konusu olsun). Beni neler beklediğini biliyordum çünkü, şaşırmadığım için problem etmedim hiçbir şeyi. Aynı şey, doğum, doğum sonrası ve bebek bakımı için de geçerliydi.
 
Bu her şeyi okuyup hazırlanmamın kötü yanı ise, okuduğum her şeyin benim de başıma geleceğini zannetmem. Yani, mesela lohusalık sendromu diye bir şey var, ve bu o kadar çok kadının başına gelmiş ki! İnternetteki annelerin hepsi ama hepsi kötü-daha kötü-berbat deneyimler yaşamışlar. E tabii insan ilk etapta şunu düşünemiyor, kötü deneyim yaşayanlar internete yazı/yorum yazarlar, iyi hissedenler her şeyi iyi geçenler neden yazsınlar ki? Konu başlığı zaten kötü deneyimler ve bu konularda destek. Ama işte, bunu farkedinceye kadar ben herkesin postpartum depresyonu geçirdiğini, sadece bunun seviyesinin farklı olduğunu sanıyordum. Sürekli "benim başıma ne zaman ne gelecek" şeklinde tetikte, diken üstünde bekledim. Saçma olan buydu. Ben de bu yazıyı yazmaya karar verdim.
 
Bu yazıyı okuyan hamile olan veya olmayan sevgili anne adayları! İnternete deneyim yazanlar genelde kötü deneyim yaşamış ve bunu paylaşmak isteyen insanlar. Bu çok normal çünkü kötü şeyleri paylaşınca insan kendini daha iyi ve rahatlamış hissediyor, ne de olsa yalnız olmadığını bilmek güzel şey. Ama;
  • Hamilelik ille de kötü geçecek diye bir şey yok. Depresyonsuz, problemsiz gayet de güzel bir hamilelik geçirebilirsiniz. Eğer hamileliğiniz güzel geçiyorsa, bunda bir bit yeniği aramayın. Fizyolojik değişikliklere "olağan" gözüyle bakabilirseniz, mide bulantılarınızı bile "bebeğinizin varlığını size hissettirmesi" olarak yorumlayabilirseniz (ben mide bulantılarım geçince 'acaba herşey yolunda mıdır, bebeğim hala ordamıdır' diye endişe etmeye başlamıştım :) komiğim!) , çevrenizdeki bekarların konudan uzak oldukları için size de uzak kalacaklarını, konuşmayı en sevdiğiniz arkadaşlarınızın çocuklular olduğunu farkedip ona göre sosyal planlar yapabilirseniz, hamile olmanın olumlu taraflarını ön plana çıkarıp keyfini sonuna kadar yaşamaya çalışırsanız, çok da mutlu çok da keyifli bir hamilelik süreceğinize garanti verebilirim :)

  • Doğumunuz ille de travma şeklinde olmayabilir. Gayet sade, problemsiz, hatta eğlenceli bir doğum yaşayabilirsiniz. Var böyle doğum hikayeleri de, merak etmeyin. Hatta sezaryen olmak zorunda kalırsanız, korkmayınız. Şehir efsanesi gibi anlatılan "sezaryen olunca 1 hafta yataktan çıkılamıyormuş, dikiş yerlerin ölesiye acıyormuş, -bazen dikiş yerlerinin hiç iyileşmeyeceği bile söylenir-, sütün gelmiyormuş, sezaryenden sonra daha çok postpartum depresyon görülüyormuş" muş da muş... yok öyle bir şey. İlle de olacak diye bir şey yok yani. Bu tip komplikasyonlar her doğumda olabilir, doğal, normal, sezaryen fark etmez. Yani tıbbi anlamda başınıza bir şey geleceği varsa gelir, siz elinizden ne geliyorsa yapmaya çalışırsınız, kalanını doktorunuza, hastanenize bırakırsınız. Olursa da olur, dünyanın sonu değil, herşey geçici. Ben sağlığım sebebiyle sezaryen doğum yaptım, doğumdan yarım saat sonra bebeğim emmeye başladı, 2 saat sonra ayağa kalkıp yürüdüm, ertesi sabah taburcu oldum ve o günden itibaren sürekli ayaktaydım, tuvalet sıkıntım hiç olmadı ve dikişlerim hemen iyileşti. Dikiş izim son derece minimal ve düzgün. Normal doğum yapanlardan bile çabuk iyileştim ve hiçbir sorunum çıkmadı. Var böyle de güzel sezaryenler yani.

  • Doğumdan sonra başınıza neler gelebileceğini öğrenin ve hazırlıklı olun. Psikolojik olarak yani. O zaman beklentilerinizi düşük tutar ve şaşırmazsınız. O zaman da moraliniz bozulmaz, e siz zaten biliyordunuz böyle olacağını değil mi? Geceleri deliksiz uyuyamayacaksınız, istediğiniz an istediğiniz şeyi yapamayacaksınız (duşunuzu bile bebeğin uyumasına ayarlı alacaksınız), ne bileyim bebeği taşırken topuklu ayakkabı giyemeyeceksiniz vs vs.... Olsun, nasıl olsa bunlar geçici, hem siz artık anne oldunuz, bundan güzel şey mi var?

  • Bebek bakımı ile ilgili bilgi edinin. Mesela, kolik nedir öğrenin. Bir bebek neden ağlar, bebeğin ne kadar ağlaması normaldir, ne kadardan sonrasına kolik denir, kolikli bebekler için neler yapılabilir, bunları öğrenin. İşe yarayacağına garanti veririm :) (En azından her bebek kolikli değildir, ağlamaları normaldir, bunu bilmeniz bile sizi rahatlatacaktır.) "Ayy bebek ne ne çok ağlıyor öyle değil mi?" diyen komşu teyzelere "yoo, bir sorun yok, her bebek kadar işte, hatta beni hiç üzmüyor, az ağlıyor bile diyebilirim" diye ayar verebilirsiniz. Ya da "bu bebek üşür, bu bebek aç vs" diye karışan yurdum teyzeleri ve amcalarına " "yok efendim hiç bişey olmaz" diye kendinden emin bir sakinlik ve bin kaplan gücünde bir koruma ile cevap verebilir onları susturabilirsiniz. Ama bu yurdum teyzelerinden ülkenin her yerinde olduğunu ve karışmazlarsa göbeklerinin (!) çatlayacağını bilirseniz, söyledikleri her şeye "hı hı evet hayır" filan diyip geçiştirebilir, kafanıza söylenenleri takmadan yolunuza devam edebilirsiniz.

Bebekli hayat güzeldir, eğer onu biliyor ve baştan kabul ediyorsanız. Annelik güzeldir, eğer anne olmayı istiyorsanız. Yeter ki siz, kendinizden emin olun ve hayatınızın iyi yönlerini görün. E biraz polyannacılık mı, evet, ama ne zararı var ki? :)

2 yorum:

  1. "Bu her şeyi okuyup hazırlanmamın kötü yanı ise, okuduğum her şeyin benim de başıma geleceğini zannetmem" aynen :) bazen hala böyle hissettiğim oluyor.. (23. aya girdik düşün:) ) sanırım annelik demek endişe hali demek..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yaa evet sorma. Gebelikten başladı endişe hali, hala ve artarak devam ediyor...

      Sil