5 Ağustos 2014 Salı

Bebekle Tatil-2

Ege’yle daha önce ablamların yanına gitmiş, uçakla yolculuk etmiş ve deniz kenarına da gitmemize rağmen çok güzel, çok rahat bir tatil geçirmiştik. Buna da güvenerek, bu sefer bayram tatilini birleştirip uzun bir tatil yapmak üzere annemlerin yazlığına gittik. Fakat tatil mi oldu, kim dinlendi kime ne oldu anlayamadım. Çook yorucuydu. Havanın aşırı sıcak olması ve gündüz hiçbir suretle dışarıya çıkamamamız da bunda etken oldu tabii.

Baştan alayım. Bayram sonrası 2 günü de izin alarak uzun bir tatil planladım oğlumla. 10 gün başbaşa vakit geçirecektik, bundan güzel şey mi olur? Nitekim öyle geçti. Sadece benim için fazla yorucu oldu. Hani “işe gelince dinleniyorum” diyen anneler vardır ya, hah işte onları çok iyi anladım bu tatilde :)


Annemlerin yazlığa gittik. Öncesinde yanımıza alınacaklar listesi yaptım tabii her zamanki gibi. Benim klasik huyumdur, her yolculuktan önce liste yaparım. Birkaç gün öncesinden başlarım listeyi yapmaya. Neler lazım olabilir diye konu konu düşünürken aklıma gelen her şeyi hemen listeye ekleyiveririm. Böylece son anda valiz yapmaya uğraşırken unuttuğum bir şey olmuyor, iyi oluyor. Ayrıca listeyi tatil boyunca yanımda saklayıp, tatil dönüşü valizi tekrar yaparken yine aynı listeden yararlanıyorum ki, gittiğimiz yerde bir şey unutmayım.


Neyse epey kabarık bir yükümüz oldu. Bebekle olunca ve gittiğin yerde rahat etmek isteyince biraz böyle oluyor. Ablamların yanına gittiğimizde hiçbir ek bebek eşyası taşımamıştık, ablam oto koltuğundan mama sandalyesine, pusetten park yatağa her şeyi bir tanıdığından ödünç almış bizi epey problemden kurtarmıştı sağolsun. Fakat yazlıkta böyle bir imkanımız olmayacağından mecburen her şeyi yanımıza aldık. İkea’nın küçültülebilir mama sandalyesini kullandığımız için şanslıydık, yoksa tatil boyunca yerinde bir dakika bile durmayan Ege’yi oturtmak ve yemek yedirmek bir işkence olabilirdi (gerçi böyle de oldu ya, neyse). Yatağını park yatak olarak seçmekle çok akıllılık etmişiz, katlayıveriyoruz, taşıma çantasında rahatça taşıyoruz, hem de az yer kaplıyor. Ege böylece güven içinde alıştığı kendi yatağında uyudu uykularını. Güven derken, hem onun için hem benim için. Kenarları açık bir yatakta yatırmaya henüz hazır değilim, çok hareketli bir çocuk ve çok deli yattığı için (bana çekmiş, ben de böyle deli yatardım küçükken) yanında nöbet beklemem gerekirdi yoksa. Böyle rahat oldu benim için. Banyo küvetini ve lazımlığını da aldım mecburen (lazımlık konusu hâlâ yazılmayı bekleyen bir konu, yazıcam inşallah ilk fırsatta). Küvetini de iyi ki almışım, “duşta yıkayıveririm canım, n’oolcak” dememişim iyi ki. Çünkü kendisinden havuz niyetine balkonda çokça faydalandık. Ayrıca oyuncaklar, kitaplar, ilaçlar, ateş ölçer, bir sürü yedek kıyafet vesaire. Ege’nin bütün odasını taşıdım desem yeridir :)


Gittiğimiz ev çok çok küçük, bir kibrit kutusu kıvamında apartman dairesi. Ege bu sıralarda acayip hareketli. Havalar inanılmaz sıcak, burnunu dışarı uzatsan kızarmış peynire dönüyorsun gündüzleri. Bu üç kombinasyon birleşince annenin ölüm fermanı imzalanmış oluyor işte. Ege sürekli yürümek -yürümek ne kelime, koşmak! - istiyor. Evin bir noktasından bir noktasına en uzun yeri 5 metre. 3 saniye sürüyor oradan oraya (Çocuğu atlet mi yapsak ne? İyi bir 100 metreci olabilir kanımca:) Rüzgar gibi evin içinde) Tek bir saniye kucakta veya yerde veya oturduğu yerde veya mama sandalyesinde veya yatağında DUR-MU-YOR. Vallahi durmadı. Nasıl buldu bu kadar enerjiyi bilemiyorum. Benim pilim bittikçe babam almaya çalıştı (annem ameliyatlı olduğu için sürekli yatıyor) ama babam da en fazla birkaç dakika tutabiliyor. Sonra adamcağız da yoruluyor haliyle. Uyku saatlerini dört gözle bekler olduk.


Tamamen huy değiştirdiği gibi uyku düzeni de bir tuhaf oldu orada. Sabahları 1,5 öğleden sonraları 1,5 saat uyuyan çocuk gitti, sabahları bütün mızmızlığı ve yorgunluğu üzerine, kurulu saat gibi sadece yarım saat uyuyan bir çocuk geldi. Öğleden sonra da tüm gün uyuyacağı uykuyu tek seferde 3 saat olarak uyudu. “Herhalde günde tek uykuya geçişe hazırlanıyor” dedim, hadi günde 1 kez uyutayım diye denemeye kalktım, o sabah 30 dakikalık şekerlemeyi yapmadan duramadı. Hiç mızmızlanmaz dediğim çocuğum hiç durmaksızın mızmızlık eden bir çocuk oldu. Yemeğini çoğunlukla problemsiz yiyen çocuk gitti, çok aç olduğu halde her lokmayı binbir nazla ve bildiğim bütün şarkıları nefes almaksızın ve durmaksızın söylememle yiyen bir çocuk geldi. 3 saniye sussam kıyameti koparttı. Neredeyse 7/24 animasyon halindeydim. Oyuncaklarıyla oynamak istemedi, kitaplarına en fazla 5 saniye bakıp bıraktı. Sürekli ama sürekli kapıya koşup dışarı çıkmak istedi. Neden bu kadar sıkıldı, neden bu kadar değişti hiç bilmiyorum. Annemler dişi çıkmasına yordular ama ortada ne diş var ne bişey.


Güzellikleri de yok muydu bu tatilin? Vardı elbet. Oğluşum denize girmekten çok ama çoook hoşlandı. Hatta bayıldı! Evde yere bıraktığımız anda kapıya yönelmesinin sebebi de buydu zaten. Kapıyı açmaya çalışıp “hadi denizeeee” der gibi bağırmaları bu yüzdendi :) Kumlara bıraktığımda koşa koşa denize giden, suya değince ürküp geri adım atmak yerine azimle suya ilerlemeye devam eden ve eşzamanlı olarak kahkahalar atan, denize girdiğinde de kafasını suya gömmeye çalışan bir oğlum vardı benim. Kafasını suya batırıyor, oğlum yapma diyorum yüzeye çıkarıyorum, bana bakıp gülüyor heheheee diye. Deniz suyunu içmeye çalışıyor, içiyor da. Hem de yalana yalana. Elini suya batırıp sonra hızlıca çıkarıp hemen ağzına alıp emiyor (ağzına daha çok su gitsin diye, uyanık!) Çıkınca da susuyor tabii, bir biberon su içiyor. Çıkınca derken, çıkmamız, sahilde ayrılmamız 1-1,5 saati buldu hep. Her ayrılışta da kıyamet. Neymiş, daha suda kalacakmış beyefendi! :) Elleri, ayakları buruş buruş oluncaya kadar (bizim memlekette börtmek denir sudan dolayı buruşmaya, derisi börtene kadar yani) denizde kaldık.


Çook kavurucu bir güneş olduğu için akşam 18.30’da gittik hep denize, 20.00 civarı da döndük. Dönüşte Ege’yi yıka, yemeğini yedir, uyut derken saat 21.00’i buluyordu ve ben hala tuzlu ve aç oluyordum. Çünkü babam ben duşta olduğum süre boyunca Ege’yi oyalayamıyordu. Akşam saati olunca huysuzluğu, mızmızlığı artıyordu uykusu geldiği, yorulduğu için. O yüzden en temizi, onu uyuttuktan sonra benim kendime bakmamdı. Duşa gir, yemek ye, saat 22.00’yi buldu. Sonra da azcık sosyal medyada dolaşıp uyuyordum erkenden. Tabii bu arada, henüz uyumasından 1 saat geçmeden ağlayarak uyandığı da oldu Ege’nin. Neden bilmiyorum işte, diş mi, ortam değişikliği mi, bir yaşına girmiş olmasının getirdiği değişiklikler mi… Yoksa büyüme atağı falan yaşıyor da, onun huysuzluğu mu… Bilemiyorum. Ama zorlandım. Ama çook da keyif aldım :)


Annelik böyle bir şey olsa gerek, ne kadar zorlansan da uykusuz, aç kalsan da, duşa tuvalete gidecek zamanın olmasa da, denizin içinde bir hafta geçirip bir kere bile yüzememiş, hatta kafanı suyun içine sokamamış olsan da, sorsalar yüz kere, yüz kere de anne olmak isterim, yüz kere de Ege’nin oğlum olmasını isterim. Yine olsa, yine de giderdim o tatile çünkü oğlum çok mutlu oldu. Onun gülüşleri, denizdeki mutluluğu, gülerek gözümün içine bakışı, sarılıp öpüşleri her şeye değer.


Sırada yeni bir tatil var. Bu sefer kuzenlerle gerçek bir tatile çıkmayı planlıyoruz. Kuzenimin 6 aylık kızı da gelecek. Umarım gerçekleştirebiliriz. İki bebekli tatil daha mı kolay daha mı zor, göreceğiz. Hadi bakalım! :)

6 yorum:

  1. Vaaauuuvv..
    Ne guzel yazmissin yine ;)
    Bizimki de oyle bir sey oldu ama yine olsa yine giderim..
    ve evet elif yine benim kizim olsun isterim ♥♡♥

    YanıtlaSil
  2. Merhaba, daha önce blogcu annede gebelik günlüklerinizi takip etmiştim. Blogunuzu yeni keşfettim ve yazılarınızı keyifle okudum. Biz de 4 Ocak doğumlu kızımızla 2 tatil yaptık bile, haftaya da 3.sünü yapacağız. Bizimki küçük olduğundan daha rahattık tabi, umarım sizin bir sonraki tatil de çok daha güzel geçer. Ne kadar yorucu olursa olsun, işten izin alıp kuzularla vakit geçirebilmek harika. Sevgiler.
    aycaninannesi.blogspot.com.tr/

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Merhaba! Hoşgeldiniz. Bundan sonra daha sık görüşmek dileğiyle o zaman :)
      Ege'yle ilk tatilimiz yazdığım gibi, çok daha kolaydı. Yürümeyi bırakın, ayakta durmayı bile bilmiyordu. O zaman her şey daha kolay olmuştu. Tam bu dönem en zor dönemi sanırsam ki. Yoksa ben genelde pek şikayet eden (hele de Ege konusunda) bir insan değilim. Bakalım umarım 10 gün sonraki tatilimiz daha iyi geçer. Ev dışında bi otele gidicez. Ben de merak ediyorum :)

      Sil
  3. iki bebeğin annesi de sen olmadığın sürece daha zor geçmez emin ol :) iki bebekle iki defa Çeşme yaptık bu yaz. Bi ben bilirim nasıl yorulduğumu :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Tahmin edebiliyorum! :) Evet tatilden döndük, dediğin gibi 2 bebeğin annesi de ben olmadığım için nispeten kolay geçti :) Bu sefer zaten yazlık macerasından daha rahattık nedense. Belki de o zaman bir büyüme atağıyla falan karşı karşıyaydık bilemiyorum (wonder weeks öyle diyormuş)

      Sil