27 Temmuz 2015 Pazartesi

Bakıcımız Değişti

Ege 6 aylık olduğunda ben işe başladım ve Ege’ye de gündüzleri bakıcımız bakmaya başladı. Herşey iyi gidiyordu, tam istediğim gibi bir bakıcı bulmuştuk ve içim rahattı. İşe başlarken, bize sadece bir sene için söz verebileceğini, sonra kendi bebeğine hamile kalmak istediğini ve hamile iken sağlığının çalışmaya ne kadar elvereceğini bilmediği için söz veremeyeceğini söylemişti.


Ama ben nedense hep, bu süre uzar, Ege kreşe başlayıncaya kadar bakıcımızla devam ederiz, diye geçiriyordum içimden. Hem hamile kalmak da öyle kolay değildi, sen istediğin zaman değil bebek istediği zaman geliyordu bu hayata. Bir de rahatsızlığı sebebiyle bebeğine tedavi ile kavuşabilecek olması, sürenin uzayabileceği anlamına geliyordu ki, kimsenin bebek sahibi olmamasını ya da geç kavuşmasını asla dilemem ve istemem, bu kişi bakıcımız dahi olsa. Neticede bir yıl dolarken bakıcımız henüz bebek düşünmediklerini kısa bir süre için erteleyeceklerini söylediğinde umutlandım. Fakat yaz başında “erteledik” dediği sürenin sadece birkaç aydan ibaret olduğunu ve tedaviye eylül ayında başlayacaklarını söylediğinde, bizim için başka seçenek kalmamıştı. En kötü ihtimalle eylül ayına kadar yeni bir bakıcı bulmalıydık. Böylece aramalara başladık.



Yine 1,5 sene öncesinde olduğu gibi tüm tanıdıklarıma haber verdim. Aynı ilki gibi bir bakıcı arıyoruz dedim. Fakat bu sefer kimseden bir haber gelmiyordu. Ben de hemen B planına geçtim ve bizim evin civarlarındaki kız meslek liselerinin çocuk gelişimi bölümü olanlarını aradım. Rehber öğretmenlerle görüştüm. Mezunlarınızdan, bebek bakıcısı olmak isteyen var mıdır, benim için soruşturur musunuz dedim. Fakat rehber öğretmen, okula bu sene geldiğini, mezun öğrenci tanımadığı için, bir şekilde ulaşsak bile eskilerin hiçbirine referans olamayacağını, mevcut öğrencilerin ise hepsinin aklının bir karış havada olduğunu, güvenip de bebeğimi bırakmamam gerektiğini söyleyince şaşırdım. Halbuki ben, kendi yetiştirdiği öğrencilerden en az 2-3 tanesini bana yönlendirir diye düşünmüştüm.



B planı da suya düşmüştü, daha uzak okullardan aramalıyım diye düşünürken başka bir şey oldu. İlk bakıcımızın 5 yıl kadar bir kreşte çalıştığını söylemiştim. Oradan tanıdığı bir arkadaşı, Ege’ye bakmaya talipmiş meğer, bakıcımız bize arkadaşını böylece önermiş oldu. Olur mu olmaz mı derken, geldi görüştük ve hemen o anda anlaşıverdik. Ege’nin yeni bakıcısı belli olmuştu. O halde bir süre her ikisi birlikte gelip Ege’nin alışması sağlanacak ve yeni bakıcının da Ege’nin huylarını ve düzenini öğrenmesi sağlandıktan sonra ilk bakıcımızla yollarımız ayrılacaktı.



Yeni bakıcımız yine genç, o da 27 yaşında, bekar, bebekleri çocukları çok seven ama daha önce hiç bebek bakmamış birisi. Liseden çocuk gelişimi bölümü mezunu ve o da çocuk oyalamayı çok iyi biliyor. Daha şimdiden Ege’nin duvarlarını hayvan resimleriyle ve yeşil şişe resimleriyle(!) doldurdular. Ege benimle birlikteyken ona hiç ama hiç yüz vermiyordu ilk başlarda. Şimdi daha iyi. Artık birbirlerine alıştılar. Bakıcımız Ege’nin dilinden (yani Egece konuşmalarından) anlıyor, onun düzenini, sevdiklerini sevmediklerini öğrendi. Gün içinde bana gönderdikleri fotoğraf ve videolardan görüyorum ki, Ege de onunla eğleniyor ve güzel vakit geçiriyor. E ben daha ne isterim ki?



Ege’nin değişim aşamasını travmasız atlatabilmesi için şunları yaptık:



· Arada ilk haftalarda yeni bakıcımız haftada 1-2 gün, günde 1-2 saatliğine geldi ve Ege’yle sadece oyun oynadı. Bazen oyun oynamasalar bile sadece odasında durdu ve eski bakıcısı ile olan oyunlarını izledi. Odada fiziken bulunması bile Ege’nin onun varlığına alışmasını sağladı.

· Daha sonra 1,5 hafta boyunca her gün tam zamanlı geldi ve günde 1 öğün yemeğini yedirmeye ve oyunlarına da daha aktif katılmaya başladı. Böylece Ege onun varlığına daha çok alıştı. 1,5 haftanın son birkaç gününde eski bakıcı sadece yarım gün geldi ve yarım gün yeni bakıcıyla Ege başbaşa kaldı. Sonraki hafta da, eski bakıcımız artık işi bıraktı ve yeni bakıcımız tam zamanlı olarak Ege’ye bakmaya başladı.

· Bu haftalarda olmasını planladığım halde, eski bakıcımız hasta olduğu için ileriki haftalara ertelediğimiz son bir husus daha var. O da, eski bakıcımızın ara sıra 1-2 saatliğine de olsa bize uğraması ve Ege’yi görmesi. Bakıcı ablasının onu tamamen terk ettiğine inanmaması için bunu istedim. Zaten ablası bize uğradığı sürece ben hep aralarındaki iletişimin korunmasından yanayım, istediği sürece Ege’yi görebilir, sevebilir, onunla zaman geçirmeye devam edebilir. Bence çok da iyi olur. Zaten annesi ile çok yakın oturduğumuzdan gelir diye düşünüyorum.



Yeni bakıcımızla bir anlaşma yaptık. Artık Ege’nin (tabii ki zorunlu haller dışında) kreşe kadar bakıcı değiştirmesini istemiyorum. Çünkü bu bir güven ilişkisi. Eski bakıcısını çok seviyordu, ben varken bile gidip kızın boynuna atlar sarılır öperdi. Şimdi yenisi ile de öyle bir ilişki oluşacak ve sonra ondan da ayrılırsa, sevdiğim herkes gidiyor diye bir his gelişsin istemem. Zaten bu sıralarda bana çokça düşkün, uyurken bile yanından bir an olsun ayrılmamı istemiyor, yanından ayrıldığım anda uyanıyor ve çığlığı basıyor. Bir arkadaşımla konuşurken, bakıcı değişiminden dolayı olabileceğini söyledi, bana da mantıklı geldi. Bakıcı (ablam) gitti, ya annem de giderse, korkusu yaşıyor olabilir çocuk. Biraz daha zaman geçsin bakalım. O yüzden, kreşe başladıktan sonra bile bir süre boyunca (belki 6 ay belki 1 yıl) devam etmeni istiyoruz dedik. Çünkü kreşe başlayınca da, malumunuz hastalıklar başlıyor. Kalabalık çocuk ortamına girince bütün çocuklar mutlaka kreş mikrobu alıp bağışıklıklarını güçlendiriyorlar (!) ve ben de her seferinde izin alıp sürekli onunla evde oturma lüksüne sahip olamayabilirim. Gönül tabii ki hasta iken çocuğuna kendi bakmak ister, ama iş koşulları maalesef buna sayılı zamanlarda el veriyor. Bu sebeple hastalık zamanları için veya Ege kreşten eve geldikten sonra ben gelene kadar onu doyurup onunla zaman geçirmesi için, bu bakıcımızın devam etmesini istiyoruz. İnşallah herşey yolunda gider. Bizim de bakıcı maceramız bu kadarla sona erer.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder